KIZILCIK ŞERBETİ İÇTİĞİMİZİ SÖYLEYELİM

Dün Newroz veya Nevruz günüydü. Birçok ulusun kutladığı bu bayram Türkiye’de tüm dünyadakinden farklı bir anlam taşırdı ta ki bu seneki Nevruz’a kadar. Tüm dünyada baharın gelişini simgeleyen bu gün coşkuyla kutlanırken bizim ülkemizde; hem ideolojik olarak hem de fiziksel olarak bir çatışmaya tekabül ederdi. Bu ifadeleri geçmiş zaman çekimleriyle ifade etmek gerçekten çok güzel. Çünkü eğer malum süreç başarıya ulaşırsa bundan sonra bu ifadeler hep geçmiş zaman olarak anlatılacak.

Daha önce süreçle ilgili yazdığım yazıda da bahsetmiştim, PKK’nın olmadığı bir Türkiye’de sorunlarımızı daha rahat ve içtenlikle konuşabiliriz. Eğer Kürtler’in de sorunları varsa -ki çoğu ciddi anlamda çözüm yoluna girdi, çözüldü- bu sorunlar empati kurularak daha rahat konuşulabilir. PKK bunu engelliyordu, PKK varken insanlar olaya normal bakamıyordu, provokasyonlar da dolayısıyla daha rahat reaksiyon bulabiliyordu. PKK, Öcalan’ın açıklamasına uyup silah bırakır ve ülkeden çıkarsa ülke normalleşme sürecine girecek. Bu da inanıyorum ki bize çok şey katacaktır.

Bu noktada provokasyonlar olacaktır. Mesela en son Adalet Bakanlığı’na yapılan saldırı bununla alakalı mıdır bilemiyorum ama bu tip provokasyonlarda da gerekirse Fethullah Gülen’in de dediği gibi “kan kusup kızılcık şerbeti içtim” diyebilmeliyiz. Neden bu kadar önemli olduğunu açıklamaya gerek yok. Herkesin gayet iyi tanıdığı ve açtığı yaraların herkes tarafından bilindiği bir yara bu. Ve bu sadece bizim ülkemiz insanını da ilgilendirmiyor bana göre. Tüm bölge insanı bu PKK Sorunu’ndan etkileniyor. Bu noktada ifademi güçlendirmek ve daha iyi anlatabilmek için Konya Milletvekilimiz ve Dışişleri Bakanımız Ahmet Davutoğlu’nun sürece dair yaptığı açıklamalara ve bu malum sürecin yaptığı gelecek tasavvurundaki önemine değinmek istiyorum. Bakın Ahmet Davutoğlu sürece dair neler söylemiş: Bu, artık sadece Türkiye’nin meselesi değil. Güzel bir ortama kavuşulduğunda, bu öyle bir domino etkisi yapacak ki bölgedeki demokrasi talep eden Türkiye’yi örnek alan, aynı hakları kendi ülkelerinde zor şartlarda talep eden Mısırlı, Tunuslu, Libyalı, Yemenli kardeşlerimize de umut ışığı olacak.”

Bu noktada marifet iltifata tabidir kabilinden hareketle Başbakan Erdoğan’ı kutlamak gerekir. Neticede bu başarı O’nun şahsi gayretleriyle gerçekleşebilmiştir. Kendi ifadesiyle Baldıran zehrini göze aldı, “siyasi hayatımı ortaya koyuyorum” dedi. Bu noktaya gelmemizde bence ciddi katkıları olan bir diğer aktör de Zekeriya Öz ve O’nun nezdinde Ergenekon’un ortaya çıkarılmasında ciddi katkılar sağlayan diğer kişilerdir. Ergenekon ortaya çıkartılmamış veya darbelerle yüzleşilmemiş olsaydı bugün bu konuşmaları yapmak ütopyaydı. Geldiğimiz noktada Türkiye’de ütopya gerçekleşmek üzere.  Şunu da söylemek istiyorum bazı aydınlar Öcalan’ı “melek” gibi gösterme gayreti içerisinde, bu yanlış. Kırk yıllık katilden barış güvercini yaratamazlar, milleti buna inandıramazlar. “Kızılcık şerbeti içtim” der halk eyvallah ama bu denli kirli bir katile de tolerans göstermez.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.