1. YAZARLAR

  2. Prof. Dr. Fatih Mehmet Öcal

  3. NORMALLEŞEN VOLATİLİTE
Prof. Dr. Fatih Mehmet Öcal

Prof. Dr. Fatih Mehmet Öcal

Yazarın Tüm Yazıları >

NORMALLEŞEN VOLATİLİTE

A+A-
FED’in faiz oranları konusunda nasıl bir politika izleyeceği, ABD’nin çıkarlarını maksimize etme adına korumacı politikalar peşine takılan Trump’ın, özellikle Çin başta olmak üzere AB, Kanada, Meksika ile arasındaki restleşmedeki sertlik ile petrol fiyatlarının ne düzeyde kalacağı gibi, temel ve bir o kadar da tüm dünya ekonomisinin ve siyasi mozaiğin dizayn edilmesini etkileyecek boyuttaki değişkenlerin belirsizliğine bağlı gelişmeler, 2019 yılını yönlendirecektir. 2018 Ocak ayından bu yana geçen üç haftalık süre bile, ABD’nin Suriye odaklı siyasi atraksiyonları başta olmak üzere Trump’ın, Powell’a nezaket kurallarını hiçe sayarak yaptığı eleştiriler, yılın geri kalan kısmında global kamuoyunu, hareketli gelişmelerin beklediğine işaret etmektedir. ABD, AB, Japonya, Çin, Rusya, WB, IMF, OECD, OPEC, FED ve ECB gibi ülke ve finansal kurumların açıkladıkları veri, rapor, yorum ve beklentiler, ancak yukarıda belirtilen genel ekonomik politikalara göre şekillenen bilgi yumağından öteye geçmeyen sunumlardan başka bir anlam ifade etmemektedir.
İster gelişmiş isterse gelişmekte olan ülkeler, kendi ülkeleriyle ilgili düşündükleri ekonomi politikalarını uygulamaya koyarken, öncelikle küresel bazdaki gelişmeleri de gözetecek şekilde davranmak durumundadırlar. Dünyanın büyük bir köy haline gelmesi şeklinde klasikleşen kullanımın ifade ettiği anlam, ABD, Almanya, Japonya, Çin gibi birkaç ülkenin politik iktisat ilişkilerinde öne çıksalar da, artık hiçbir ülkenin tek başına aşırı dominant bir şekilde etkin rol oynayamayacağıdır. Örneğin ABD’nin salt kendi çıkarları için adeta dünyaya dayatmaya çalıştığı ekonomi kararlarına bir çok ülkede, hemen tepkisel olarak karşılık verilmektedir. Çünkü dünya üzerinde çok geri düzeyde kalmış, kişi başına düşen gelir düzeyi birkaç yüz Amerikan dolarını geçmeyenler dışındaki hemen her ülke, özellikle finans başta olmak üzere reel sektör bağlamında birbirleriyle iç içe geçmiş durumdadır. Alınan ekonomi veya siyasi bir kararın etkileri, adeta ışık hızıyla yayılarak dünyanın birçok yerinde toz kaldırmaktadır. Burada üzerinde durulması gereken nokta, olumlu veya olumsuz etkileşimin boyut ve derinliğinin ne düzeyde sonuçlar getireceğidir. Eğer ülke gelişmiş veya gelişmekte olan ayrımına bakılmaksızın ABD, Çin, Japonya, Almanya, hatta Rusya gibi dünya ekonomisi pastasının oluşum ve paylaşımının önemli aktörlerinden ise, söz konusu etkinin şiddeti, kapsamı ve sonuçları da derin olacaktır. Şayet Finlandiya örneğindeki gibi gelişmiş ülkelerden biri dahi olsa bile, dünya ticaretindeki payı küçük olduğundan etkileme gücü de düşük olacaktır. İkinci duruma bağlı gelişmelerin küresel ekonominin işleyişini fazla değiştiremeyeceği gerçeğinden yola çıkıldığında, dünya ticareti büyük ölçüde büyük ekonomi, siyasi, bilişim ve iletişim gücüne sahip ülkelerin politikalarına göre işleyecektir. Bu noktadan yüründüğünde yerkürenin direksiyonda oturanların hem reel hem de finansal sektörleri gelişmiş büyük ekonomilere sahip olmaları yanında, bir de dünyanın her konuda kendi istedikleri gibi dönmesi gerektiği düşüncesindeki ABD, Almanya, İngiltere gibi ülkeler olduğu göz önüne alındığında, ekonomi biliminde talep ve arz şokları olarak anlatılanlar normalleşmektedir. FED ve ECB ile global finans sektörünü elinde tutan ve WB, IMF, WTO, OECD, OPEC, UNESCO, ILO gibi sözde her konuda küresel istikrarı sağlamak, özde ise birkaç ülkenin (ABD, Almanya, İngiltere, israil) çıkarını koruma işlevini yerine getiren kurumların güdümündeki bir dünyanın, huzuru yakalaması olanaksızdır.  Çünkü söz konusu birkaç ülke, çıkarlarına yönelik istedikleri her türlü kararı alarak dünya piyasalarını manipüle ettiklerinden, uzun dönemli istikrarlı bir veri demeti ve trendi gerçekleşememekte, tüm reel ve finansal değerler oynak hale gelmekte, girişimciler ve tasarruf fazlası olanların da ekonomi hakkındaki düşünceleri kısa vadeli ve çekingen bir yapıya bürünmektedir. Sonuçta global ekonominin büyüme hızı düşmekte, birkaç gelişmiş ülke de dahil kaybeden, tüm dünya olmaktadır.
         
Soru: Toplam ülke borcunun artması her zaman olumsuzluk anlamına gelir mi? Neden?
Sözün Gözü: Ahbap çavuş ilişkilerle makamlara getirilen ve getirenlerden uzak dur.          
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT