1. YAZARLAR

  2. Prof. Dr. Fatih Mehmet Öcal

  3. VOLATİL (DÜNYA, EKONOMİ, SİYASET)
Prof. Dr. Fatih Mehmet Öcal

Prof. Dr. Fatih Mehmet Öcal

Yazarın Tüm Yazıları >

VOLATİL (DÜNYA, EKONOMİ, SİYASET)

A+A-

Yaklaşık son elli yıllık zaman perspektifine bakıldığında, dünyadaki gelişen olayların, ABD ve Almanya ile İngiltere’nin başını çektiği şimdiki AB ülkelerinin istediği yönde, yönlendirildiği görülmektedir. Özellikle son iki yılın önceki dönemlerden farkı, Baba Bush, Clinton, oğul Bush ve Obama tarafından demokrasi, insan hakları, evrensel hukuk kuralları, modernizm, çağdaşlık, özgürlük gibi janjanlı kavramlarla üstü kapalı olarak kendi çıkarlarını elde etmek uğruna uygulamaya konulan politikaların, Trump ve Merkel ile birlikte artık açıkça ve hoyratça yapılmasıdır. Bir terör örgütünü destekleyerek başka bir terör örgütünü saf dışı bırakma şeklinde kabaca makul göstermeye çalışılan ironi politikasının arkasına takılan ABD’nin ve onu çıkarları hatırına destekleyen Almanya başrolü oynadığı bir filmden, dünya için kalıcı bir barış, istikrarlı ve sürdürülebilir bir büyüm gibi bir son ancak hayalden öte geçmeyecek bir beklentidir. Dünyaya istedikleri gibi şekil vermeyi kendilerinde bir hak olarak gören narsist ABD, Almanya ve İngiltere’nin başını çektiği anlayış; bölgesel dengesizliğin önlenmesi ve küresel büyümeye katkı yapması gibi amaçlarla kendi güdümlerinde kurdukları IMF, Dünya Bankası, FED, ECB, uluslararası finans kurumları ve kredi derecelendirme kuruluşları gibi küresel ölçekli organları kullanarak, amaçlarını gerçekleştirmeye çalışmaktadır. Bunları ise genellikle kamuoyuna sundukları düzmece rapor, veriler ve yetkililerinin yaptıkları açıklamalarla sağlamaktadırlar. Açıklanan bu rapor ve verilerin doğruluğunun sorgulanarak test edilmesi bilimsel bir davranış iken, şüpheyle bile yaklaşılamaması kurulan sistem sayesinde mümkün olmamaktadır. Yukarıda anlatmaya çalıştığım sürecin desteklenmesi adına, bölgesel FED’lerden Dallas’ın FED başkanı Kaplan’ın ABD’nin büyümesinin hızlanmasına yönelik olarak yaptığı ve 2018’de öngörülen üç kez faiz artırımlarının olabileceği veya Chicago FED başkanı Evans’ın faiz artırımları daha yavaş seyretse bile, enflasyonun 2019 yılının sonunda %2’ye ulaşmayacağını öne sürerek, kaç kez faiz artırımı uygulamasına gidilmesi için 2018 yılının en azından bir kısmının geçirilmesi gerektiğini basınla paylaşması gibi, birbirine zıt iki görüşün dünyaya servis edilmesi, örnek gösterilebilir. Böyle birbiriyle çelişen farklı açıklamalarla sahip oldukları reel ekonomi, finans ve askeri güçlerini de arkasına almak suretiyle, ülkeleri de tahakkümleri altına almayı başarmaktadırlar. Bu konuda okuyuculara, dünyada neler olup bittiğini daha iyi anlamaları ve geleceği daha sağlıklı yorumlamalarına katkı sağlaması adına John Perkins’in “BİR EKONOMİK TETİKÇİNİN YENİ İTİRAFLARI”  kitabını okumaları öneriyorum.

          İçinde bulunduğumuz şu günlerde ABD ve AB’nin önderliğini yaptığı “kendi çıkarları için dünyanın başına ne gelirse gelsin, önemli değil” anlamına gelen yanlış bumerang örneği politikaların yanında bir diğer önemli sorun olarak, dünya ekonomi pastasının büyüme hızı karşısında gerekli talebi karşılama konusunda en önemli emtia ürünü olan petrolün yeterli olmadığı şeklinde görüşlerin ağırlık kazanmasıdır. Bu görüşün devamı niteliğinde OPEC üyesi olan ve olmayan ülkelerin, günlük petrol üretimi konusunda kalıcı bir konsensüse varamamaları, olayın vahametini kat be kat artırırken Türkiye gibi, petrol ithal etmek zorunda olan ülkelerin istikrarlı ve sürdürülebilir büyüme sağlamalarını adeta olanaksız hale getirmektedir. Bu şartlar altında, sadece bu iki temel faktörden dolayı bile özellikle gelişmekte olan ülkeler başta olmak üzere kalıcı bir ekonomi yapısına sahip olmaları çok zordur. Gelişmekte olan ülkelerin ise kendi içsel sorunları olan düşük eğitim ve teknolojiye dayanan üretim, işsizlik, siyasi ve toplumsal sorunlar ise cabası. Batılı ülkeler tarafından böyle kurgulanmaya çalışılan bir dünyanın, küresel ekonomi, siyaset, toplumsal refah ve barış gibi konularda istikrarlı bir süreci yakalayabilmesinin zorluğu kendiliğinden ortaya çıkmaktadır.

  

          Soru:  Keynes enflasyon sorununu çözmek için politikalar geliştirdi mi? Neden?

          Sözün Gözü: Öğrenmek bir yaşam biçimidir, geçici heves değil.

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT