Dr. Dursun Gizli

Kûtülamâre: İngiliz İmparatorluğu'na vurulan büyük darbe

Dr. Dursun Gizli

29 Nisan 1916…
Sadece bir zafer günü değil; bir milletin iradesinin, sabrının ve inancının tarihe kazındığı bir dönüm noktasıdır. İngilizler Enver Paşa’nın kendisinden 2 yaş küçük olan amcası Halil KUT Paşa tarafından büyük bir hüsrana uğradı

Birinci Dünya Savaşı’nın en kritik cephelerinden biri olan Irak Cephesi’nde, dönemin en büyük küresel gücü olan İngiliz İmparatorluğu, Osmanlı ordusu karşısında tarihinin en ağır yenilgilerinden birini almıştır. Bu yenilgi, yalnızca bir askerî başarısızlık değil; aynı zamanda emperyal gücün itibarına indirilen sarsıcı bir darbedir.

Nitekim İngilizler, 1781’deki Yorktown Kuşatması’ndan bu yana ilk kez bu ölçekte bir teslimiyet yaşamış, yaklaşık 14 bin askerini esir vermiştir. Bu yönüyle Kûtülamâre, İngiliz askerî tarihinde bir kırılma noktası olarak değerlendirilmiştir.

İngilizlerin hedefi açıktı: Basra’dan başlayarak Dicle hattı boyunca ilerlemek, Bağdat’ı ele geçirmek ve bölgedeki petrol kaynaklarını kontrol altına almak. Savaşın ilk safhalarında bu hedef doğrultusunda önemli mesafeler kat ettiler. Ancak karşılarında giderek toparlanan ve direnci artan bir Osmanlı ordusu buldular.

Bu direnişin ilk halkasını Binbaşı Süleyman Askerî Bey oluşturdu. Onun başlattığı mücadele, her ne kadar Şuayyibe’de ağır bir darbe alsa da, Irak Cephesi’nde bir kırılma iradesi ortaya koydu.

Ardından görevi devralan komutanlar, özellikle Nureddin Bey ve Halil Paşa, stratejik sabır ve planlı geri çekilme ile ordunun yeniden güç kazanmasını sağladı.

Bu süreçte dikkat çeken en önemli unsurlardan biri de, bölgedeki yerel unsurların önemli bir kısmının Osmanlı safında yer almasıdır. Arap ve Kürt aşiretlerinin kayda değer bir bölümü, İngilizlerin maddi ve siyasi vaatlerine rağmen Osmanlı ordusuyla birlikte hareket etmiş, cephede aktif rol üstlenmiştir. Bu durum, savaşın sadece askerî değil, aynı zamanda sosyopolitik bir mücadele olduğunu da göstermektedir.

Kasım 1915’te gerçekleşen Selman-ı Pâk Muharebesi, savaşın kaderini değiştiren dönüm noktası olmuştur. Bu muharebede ağır kayıplar veren İngiliz kuvvetleri Kûtülamâre’ye çekilmek zorunda kalmış ve burada kuşatma altına alınmıştır.

Yaklaşık beş ay süren Kûtülamâre Kuşatması, askerî tarih açısından son derece dikkat çekici bir örnektir. İngilizler, kuşatmayı kırmak için kara harekâtlarının yanı sıra tarihte ilk kez sistematik şekilde havadan ikmal girişiminde bulunmuş, ancak bu çabalar başarısız olmuştur. Atılan erzakın büyük bir kısmının Osmanlı siperlerine düşmesi, savaşın psikolojik üstünlüğünün de Osmanlı tarafına geçtiğini göstermektedir.

Hatta bu durum cephede ilginç bir hatıraya dönüşmüş; Mehmetçik, İngilizlerden gelen erzaklarla “İngiliz helvası” yaparak savaşın en zor şartlarında dahi moral üstünlüğünü korumuştur.

Halil Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri, yalnızca savunmada kalmamış; İngiliz yardım birliklerini de defalarca mağlup ederek kuşatmayı daha da sıkılaştırmıştır. Açlık, hastalık ve tükenmişlik içerisindeki İngiliz ordusu için artık kaçınılmaz son yaklaşmıştır.

29 Nisan 1916 günü, General Townshend komutasındaki İngiliz kuvvetleri teslim olmuştur.

Bu teslimiyet, yaklaşık 14 bin askerin esir düşmesiyle sonuçlanmış; İngiliz kurtarma birlikleri ise bu süreçte 20 bini aşkın kayıp vermiştir. Bu tablo, Kûtülamâre’yi İngiliz askerî tarihinin en ağır yenilgilerinden biri haline getirmiştir.

Ancak zaferin asıl büyüklüğü sadece sayılarla açıklanamaz.

Halil Paşa’nın teslim olan İngiliz komutanın kılıcını iade etmesi, Türk askerî geleneğinin yalnızca savaş meydanındaki gücünü değil, aynı zamanda ahlaki ve kültürel derinliğini de ortaya koymuştur. Bu tavır, zaferin bir intikam değil, bir vakar meselesi olduğunu göstermektedir.

Kûtülamâre Zaferi, sınırlı imkânlarla yürütülen bir savaşta disiplin, strateji ve kararlılığın nasıl belirleyici olabileceğinin açık bir kanıtıdır. Aynı zamanda farklı toplulukların ortak bir hedef etrafında birleştiğinde ortaya çıkan gücün de tarihsel bir örneğidir.

Ancak belki de en dikkat çekici gerçek şudur: Bu büyük zafer, uzun yıllar boyunca milletin kolektif hafızasında hak ettiği yeri bulamamıştır.

Bugün Kûtülamâre’yi hatırlamak, sadece geçmişi anmak değildir. Aynı zamanda tarih bilincini diri tutmak, başarıların ve bedellerin farkında olmak demektir. Çünkü milletler, yalnızca zafer kazandıkları için değil; o zaferleri hatırlayıp anlamlandırabildikleri ölçüde güçlü kalırlar.

29 Nisan, bu yönüyle sadece bir tarih değil;
bir hafıza, bir bilinç ve bir duruş günüdür.

Yazarın Diğer Yazıları