Hakan Bahçeci

Aman düşmesin reytingler

Hakan Bahçeci

Neymiş şu reyting savaşları, neymiş bu ekran pazarı ki ne dur dinliyor ne durak! Bizim üzerimizden yani izleyici üzerinden ve hatta onun onayı, rızası olmadan pazarlık konusu yapılan tek mecra bu olsa gerek. Ekran havarileri güya neyin para edeceğini ya da “reyting mi demeliydim” işte onu biliyorlar, seyirci izliyor diye reklam verenlerle anlaşıp ne varsa üzerimize boca ediyorlar. İzlemek istemeyen kanal değiştirsin ya da kapatsın itirazının bu çağda artık bir anlamı olmadığını da söyleyiverelim.

Modern çağın ve teknolojik gelişmenin bir neticesi olarak karşımıza çıkan ekran medyası; sosyolojik, psikolojik, ekonomik ve dahi diğer alanları etkileyen koskoca bir iletişim alanı. Medya dediğimiz ve başat aktör televizyonun gücünü, yerini bilmiyor değiliz. Her ekrana gelen program nitelikli mi, nitelik nedir ve kime göredir, çok sayıda izlenen her program “iyi” midir gibi sualleri yine yeniden sormasak mı? Kaldı ki her türlü toplumsal hezeyanı, kavgayı gürültüyü, dolandıranı, kaçanı kaybolanı ve dahasını salt “haberin konusu olarak” sunmak yerine magazin malzemesi yapmak ve iğdiş edercesine reyting sofrasına meze etmek tam da bu çağın “harca, harcayabildiğin kadar” kafasına nasıl da denk düşüyor.

İnsanın her şeyi bilmek gibi bir mecburiyeti yok aslında. Ama bize öyle hissettiriliyor. Bilmezsek eksik, izlemezsek cahil, takip etmezsek geride kalmış sayılıyoruz. Oysa bu kadar malumat bir zenginlik değil; çoğu zaman bir yük. Başkasının utancını ezberlemekten, yabancı acılarla dolup taşmaktan kendi iç sesimizi duyamaz hale geliyoruz. Hafıza dolu ama vicdan yorgun. İnsan bilerek değil, bilmeye zorlanarak ağırlaşıyor.

Ekranlar teşhir salonu gibi olmadı mı sahi! Açık artırmaya çıkmış aile dramı ister misiniz ya da gözyaşının ana tema olduğu bir sergi salonunda elinizde çayınızla gezmek; haraç mezat satılan ve en çok alkışı alanın elinde kalan “işte gerçekler” levhası… 

Ekranda anlatılan her hikâye, birinin hayatında kapanmayacak bir çatlak bırakıyor. Ama stüdyoda kimse bunu dert etmiyor. Çünkü acının onarımı yok, reytingi var. Burada gözyaşı değerlidir, çığlık etkilidir, suskunluk ise hiç iş yapmaz ki şov dünyasıdır bu.

Televizyonu açtığınızda artık bir evin salonuna değil, bir insanın en mahrem yerine giriyorsunuz. Kapı çalınmıyor. İzin alınmıyor. Kamera giriyor, ışık yanıyor, acı anlatmaya başlıyor. Aile içi şiddet, aldatma, dolandırıcılık, kaçma… Hepsi tek tek soyuluyor, didikleniyor, teşhir ediliyor. Adına da “toplumsal fayda” deniyor. Bu bir yardım değil. Bu, acının seyirlik hale getirilmesi.

Hani sunucu soruyor ya: “Gerçeği öğrenmek istemez misiniz?” İstemez miyiz? Herhalde istiyoruz ki tüm gün ekrandan sarkıp duruyorsun ey sunucu. Peki her gerçeği bilmek zorunda mıyız? Sen cevap versene buna.

Bu programlar bu haliyle kötülüğü azaltmıyor. Kötülüğü öğretiyor. Şiddet anlatıldıkça sıradanlaşıyor. Kötülük tekrarlandıkça normalleşiyor. Dolandırıcılık “hikâye”, yalan “detay”, mahremiyet ise “reyting unsuru” oluyor. Ekranda gördüğümüz şey ibret değil; alışkanlık. İnsan gördüğüne alışıyor, alıştığını olağan sanıyor. 

Kusuru örtmek, kötüyü yaymamak, iyiliği çoğaltmak inancın bir gereği değil miydi? “Biz olmasak bu insanlar ne yapacaktı?” diyorlar. Belki susacaklardı ama hakikat penceresinden bakıp, bir akıl hocasının rehberliğinde, belki aile içinde ve elbet hukuk önünde onaracaklardı. Belki de bu kadar derin yaralanmayacaklardı. Çünkü her acı anlatılmaz. Bazı acılar korunur. Bazı kötülükler gizlenir ki büyümesin. Bazı yaralar spot ışıklarıyla değil, merhametle iyileşir.

Ekranlarla dedikoduyu kurumsallaştırdık, mahremiyeti formatladık, ağza alınmayacak küfürleri, kavgada edilmeyecek hakaretleri “bip” sesiyle kapatamıyorsun sunucu, daha ilkokul bebesi bile biliyor ne dendiğini. 

Ekranlar dolu, kalpler boş. Herkes her şeyi biliyor ama kimse kimseyi anlamıyor. Belki de asıl cesaret, her şeyi göstermek değil; göstermemeyi göze almaktır. Sahi, madem iyilik yapmak istiyorsun hiç gürültü yapmadan, ekranda pazarlamadan çözsene adamın işini!

Yok ama sence biz her şeyi izlemek zorundayız, öyleydi değil mi? Pardon da reyting uğruna vazgeçtiklerin senin ve dahi bizim neyimiz olur ey sunucu?

Yorumlar 1
Süleyman Candan 08 Şubat 2026 08:07

Rütük denen o mübarek kurum ne iş yapıyor acaba. Bunu yapan televizyon kanalları neden bu kadar serbest at koşturuyorlar. Allah'ım yardımcımız olsun.

Yazarın Diğer Yazıları