Hakan Bahçeci

Girilmez

Hakan Bahçeci

Sonbahardı. Soğuktu. Üşüyordu. Yağmur yağıyordu, yağıyor değil de çiseliyordu. Sen hiç üşümez misin, sen hiç ellerini ceplerine sokup, yok olup gitmek istemez misin? Şehrin en kalabalık caddelerinden birinde, bir menzili olmadan, öylesine ve hatta sıradan bir adam olarak, yalnız bir adam olarak, kimseye çarpmadan kimseye bulaşmadan geçip gidemedi. Kimsenin farkında olmadan, kimseyle hesaplaşmadan, kırmadan, kırılmadan yaşamış olmayı umarak… Kaldırımın kenarına koyuverilmiş bankın, ayağı kırık bankın kenarına ilişti.

Beklemiyordu kimseyi, kimseye uğramak da değildi niyeti. Beklenmiyordu da bekleyenlere benziyordu; insan bazen sadece benzediği için yargılanırdı. Hayal kırıklıkları birikir, umut susar, insan ayakta kalmayı yaşamak sanmaya başlardı. O da uzun zamandır sadece ayaktaydı. Yük vardı, ağırdı, kimi söylenip geçer kimi yürekte taşınırdı.

Sabitleyip gözlerini yolun bir noktasına, bir serçe tedirginliğinde, ürkütmüş olmayı istemeden kimseyi durdu öylece. Sonbahardı, yağmurdu, soğuktu. Onu kimse fark etmedi, şehir fark etmedi, sen kimsin diyen olmadı. Mütemadiyen yağan yağmur, gelip geçen insanlar, vitrin ışıkları, yansımalar, yakamozlar, su birikintileri, ümit kırıntıları, hüzün şiirleri… Meczup mu bu adam, divane mi, mecnun mu deli mi? Yok, nerede, öyle bir fani işte ki divanelik de delilik de nasiptir belki de. Hayatı boyunca iyi olmaya çalışmıştı. Öyle yüksek sesle, göstererek değil; kimse fark etmese de olur diye diye. Ama dünya değişti. Adamlık sessizleşti, iyilik gürültüye yenildi.

Adam duradursun, devam ediyor ve geçiyor zaman içinde adam da olduğu halde. Ne vakit oldu sorgulamadı. Onu ilk fark eden iki ihtiyar oldu, kol kola girmiş eskilerden bahsedip şöyle bir adımlayalım deyip çıkmışlardır da yorulup soluklanalım demişlerdir. Görünce adamı bankta öylece ve sessizce, baştan aşağı süzdüler, garipsediler “Ne oturuyorsun burada bu havada?” demediler de demiş gibi davrandılar.

Dört beş yaşlarında haylaz bir çocuk kurtulup annesinin elinden, koşarak geldi adamın dibine aniden. Bakıştılar, çocuk gülümsedi adam gülümsemek istedi lakin çocuğun annesi bu sahnenin devamına izin vermedi. Çekip çocuğun kolundan, çöpün kenarına bırakılmış bir eşya gibi bakıp adama hızla uzaklaştı oradan.

Biraz ileride iki genç durdu. Kendi aralarında bir şeyler söylediler, kıkırdadılar. Göz ucuyla baktılar. Alay kısa sürdü ama izi kaldı. Durup “merhaba” demediler lakin çıkarıp cep telefonlarını bir güzel poz verdiler, kim bilir nasıl etiketlediler. Çöpçü uzattı ayaklarının altına süpürgesini, dönerci şüpheyle izledi. Bakkal “dilenci misin be adam” deyip ünledi. Kimse, varlığını onaylayacak bir kelime bile bırakmadı.

Şemsiye satıyordu bir başka adam, oturdu yanına, “Yağmur ıslatır, hasta eder” dedi, adam “yağmur iyidir” dedi. Şemsiyeci anladı vaziyeti, usulca kalkıp gitti. Çaycı çocuk geldi, bir bardak çay bıraktı, “Abi” dedi, “gelmez bugün, bekleme.” Adam, “Zaten beklediğim biri yok” demedi.

Cümleler birikti, adam söylemeye cesaret edemedi, kime söylemeli bilemedi ne söze ne şiire mecal buldu. Adamın biri bozuk para attı ayaklarının dibine bir diğeri yüzünü ekşiterek baktı. Pazar arabasıyla geçen iki kadından biri pahalılıktan şekva etti diğeri adamı gösterip şükretti.

Dükkanlardan birinden eli sopalı bir çırak kovaladı kediyi, kedi gelip adamın dizlerine çıktı sonra paltosunun altına girip kendini sakladı. Islak, ürkek, sessiz. Adam kıpırdamadı. Dünya, ilk kez birine yük olmamıştı. Sonra bir başka kadın mecburen durdu önünde adamın, kadının köpeği adamı pek sevmedi, hırladı. Kedi ona pabuç bırakmadı. Kadın söylenip homurdandı.

Simitçi çocuk geldi, bankın diğer ucuna oturdu, gocuğuyla örttüğü tabladan bir simit alıp adamın ellerine koydu. Tatlıcı gelip arabasıyla bankın yanına durdu. Adama bakanlar çoğaldı, “kimmiş, neymiş, hasta olmasın, var mı tanıyan” diyenler oldu. Kalabalık çoğalınca bekçiler geldi, bekçileri gören esnaf çıktı. Seyyar satıcılar çoğaldı, yağmur unutuldu, kedi unutuldu. Biraz önce fotoğraf çeken gençler geldi, adamın yanında poz verenler çoğaldı, gülüşmeler, homurdanmalar çoğaldı. Biri devlete kızdı, öteki belediyeye. Asmak lazım bunları diyen de vardı süründürmeli diyen de. Bir kişi bile adama adını sormadı, “selam sana ey insanoğlu” demedi, “derdin nedir” diye merak etmedi.

Kalabalık çoğaldı, rivayet çoğaldı, gürültü çoğaldı, seyirciyle beraber çekirdek yiyiciler çoğaldı. Kedi adama iyice sokuldu, çay soğudu, simit ıslandı. Polise haber veren oldu, haberciler geldi, bankın etrafı “girilmez” bandıyla çevrildi, adam da kalbini “girilmez” bandıyla çevirdi.

Yazarın Diğer Yazıları