Hakan Bahçeci

Hava kapalı

Hakan Bahçeci

Geçerken uğranmış bir çay ocağıdır muhtemelen. Toplasan üç beş masa, ahşap tabureler, genişçe bir camekan ve mütemadiyen kaynayan kazan, çıkan duman ve insan. Mevsim bahar mı yaz mı, aylardan nisan mı? Geç mi kalmıştım mesaiye yoksa henüz açılmamış mıydı, bir evrak mı alacaktım, bir maruzatım mı vardı? Geçmiştim hepsini ve gelip çay ocağına sığınmıştım. Boş bir masa seçip, sessizce iliştim sandalyenin ucuna. Ne kadar geçti bilmiyorum, zaman diyorum, vakit yani… Sonra bir adam gelip karşıma oturdu, teklifsiz, öyle doğal öyle sıradan. Ne “müsait misiniz” dedi ne de “rahatsız etmiyorum ya?” Sandalyeyi çekti, bıraktı kendini. 

Masanın üstünde iki çay vardı; biri benimdi de diğeri niye gelmişti? Merak etmedim, çayı gösterip “buyur” dedim. Sustu. Ben de sustum. Bu susmak neden böyle ağır ve zor. Çaya tek şeker attı, karıştırmak için kaşığı aldı, o ara fark ettim işaret parmağının olmadığını. Baktım olmayacak, iki yabancı gibi böyle yakışık almayacak, soruverdim aniden. “Nasılsın?” “Eksik” dedi. Parmağını mı kastetti yoksa ruh hali mi böyleydi bilemedim.

“Sen de nasıl havalar” dedim; Omuzlarını hafifçe kaldırdı ve “hava kapalı” dedi. Meteorolojiye sordum, “Yer yer karamsarlık, yüksek basınçlı anlamsızlık” dediler. Yağış beklenmiyormuş. Zaten ne zamandır beklediğimiz hiçbir şey gelmiyor, hava da alışmış olmalı. Ne yağmur var ne fırtına. Gri. Soğuk. Ne fotoğrafı çekilir ne şiiri yazılır.”

Çayından bir yudum aldı, devam etti; “İnsan dramatik ama güzel bir şey bekliyor bazen. Bir kırılma. Bir sarsıntı. Ama olmuyor. Sadece “idare eder” bir ruh hâli. İçimdeki hava raporu hep aynı; genel olarak durgun.

— Durgunluk huzur sayılmaz mı? dedim. Başını iki yana salladı; “Huzur değil bu. Teslimiyet gibi. Demek hayat böyleymiş cümlesinin koltuğa yaslanmış hâli. Bir süre sustu. Sonra gözlerini bana dikti. “Gerçekse bu yaşadıklarımız… dedi yavaşça. Gerçekten buysa… Ben kendime başka bir dünya kurdum, kendimde, içimde” dedi. Ne denir ki şimdi buna, hangi söz teselli olur, hangi şiir şifa olur! “Nasıl bir dünya” diyebildim anca.

— Orada güneş benim için açıyor. Yağmur benim için yağıyor. Mevsimler benim ruh hâlime göre değişiyor. Kimse bana yabancı değil. Hiçbir masa fazlalık hissettirmiyor. Orada figüran değilim.

Kaçış değil mi bu diye sordum. Gülümsedi; “Belki. Ama en azından orada hava açık. Yağmur benim için yağıyor kar benim için, güneş bana yetecek kadar, hilal bana. Oysa burada herkes aynı cümleyi kuruyor: Hayat böyle. Sanki değişmez bir kanunmuş gibi. Sanki “gri” anayasa maddesi.”
Artık susmuş onu dinliyordum, neydi, kimdi, bu kadar açık ve keskin cümle kurmayı kimden öğrenmişti. Niye benim masama gelmiş ve hatta niye beni seçmişti? 

— Peki o dünyada ne kadar kalabiliyorsun?

Gözleri camın kenarına kaydı. “İnsan hayalinde uzun kalamıyor” dedi. “Gerçek kapıyı çalıyor. Telefon çalıyor. İnsanlar iyi niyetini çalıyor. Çağ seni çalıyor ve dünya seni geri çağırıyor.” Çay bardağını masaya bıraktı devam etti; Öyle ya! Hava kapalı diye hayat durmuyor. Mesailer devam ediyor. Kimse senin gri gününe saygı duruşunda bulunmuyor.

“Çıkmak istemiyor musun” dedim. İstemek başka, kalkmak başka. Bir işaret bekliyorsun. Bir mucize. Sanki biri gelip bulutları dağıtacakmış gibi. Oysa kimse senin yerine perdeyi açmaz. Kimse senin yerine camı aralamaz. Kimse senin yerine o sandalyeden kalkmaz.

Elleriyle dağınık saçlarını düzeltir gibi yaptı, ceketinin yakalarını kaldırdı, acı bir tebessümle başını salladı. “En kötüsü ne biliyor musun, içindeki boşluk seni beklemiyor. Ya sen onu dolduruyorsun ya o seni” dedi ve sustu. Sustum. Birden ayağa kalktı ne vedalaştı ne teşekkür etti. Kapıya doğru yürürken arkasından seslendim:

— Peki… O kurduğun dünyaya geri dönecek misin? Sorunun “nereye gidiyorsun, bitti mi sence bu konuşma, kal” demek istediğini eminim anlamıştı ama oralı olmadı. Başını çevirmeden cevap verdi:
— Gerekirse dönerim. Ama gerçek dünyada bir şey değiştirmezsem, orası da uzaklaşır ve ışık yoksa karanlık olur.

Masada iki çay, ikisi de yarım hem beni eksik bıraktı hem söz eksik kaldı.  Dışarıya baktım hava kapalıydı.

Yazarın Diğer Yazıları