Hakan Bahçeci

Niçin sürekli savaş dönemi?

Hakan Bahçeci

Dünyanın bilinen tarihi dönemlerinden günümüze kadar, savaşsız bir dönem olmamıştır. Nedenleri olarak bulunduğu bölgede egemenlik kurma isteğiyle öne çıkarak kararlarda belirleyici aktif rol oynamak, sınır anlaşmazlıkları, kaynak arayışı, toprak kazanma, ekonomik çıkarlar, milliyetçilik, ideolojik farklılıklar ve güvenlik endişeleri şeklinde sıralamak mümkündür. Savaşların genel nedenleri olarak sayılanlar arasında önem bakımından öne çıkan faktör ekonomidir. Nasıl ki her insan hayatı boyunca elde ettiği gelirini maksimum yapmak için mücadele ediyorsa (homoeconomicus), ülkelerde normal olarak kendi çıkarlarını maksimize edecek politikalara yönelmektedir. Osmanlı Devleti altı yüzyıl dünya üzerinde meydana gelen tüm olaylarda, olumlu veya olumsuz şekilde etkili oldu. XVI. yüzyıla kadar belirleyici, XVIII. yüzyıla kadar yavaşlama, duraklama döneminde denge unsuru ve XX. yüzyılın ilk çeyreğine yani devlet kuruluncaya kadar dağılma sürecini yaşadı. Osmanlı Devleti’nin dominant olduğu dönemde, şimdiki ABD ve AB ülkelerinin yaptığı gibi hiçbir zaman sömürgeci ve soykırımcı politikalar izlemediği, savaşın da bir namusu olduğu, ancak savaş unsurlarına – asker, mühimmat depoları, askeri stratejik hedefler vb. – karşı savaşıldığını tarih kitapları anlatmaktadır. 

Birinci ve ikinci dünya savaşının ortaya çıkardığı fırsatları değerlendiren ABD’nin teknoloji, askeri, uzay ve iletişim alanlarında öne çıkarak, tüm politikaları belirleyicilik unsuru olması konumu, XXI. yüzyılda daha da güçlendi. Bir çok kararları objektiflikten uzak, ülkelere keyfi kararlar alan etkisiz ve değersizleşen Birleşmiş Milletler, NATO gibi küresel ölçekli kurumları sanki kendilerine bağlı bağlı bakanlık gibi kullanan, bu konuda yapılan eleştirileri de tekel konumuna geldikleri basın yoluyla susturmaya çalışan, maalesef bir ABD gerçeğini ve kuyruğuna takılan yancılarının sözünün geçtiği dönemleri yaşamaktayız. Nasıl ki 1990 Ağustos ayında Irak için nükleer silah üretiyor bahanesiyle Ortadoğu petrollerine çökme planı devreye sokulduysa, 2026 dünyası içinde değişen bir şey yoktur. Yine ABD’nin başını çektiği “İran nükleer silaha sahip olmamalı, dünya için tehlike unsurudur” diye vizyona koyduğu senaryo yine aynı mantığın ürünüdür. Son elli yılda dünyanın özellikle Ortadoğu’daki savaşların tek sebebi israilin nükleer silaha sahipliği ve saldırganlığı ortada iken burada İran’ın suçlu gösterilmesi, ABD’ye en fazla uyuşturucu girişi Meksika iken, ekonomik sorunlarının derinliğine nedeniyle halkının iç dinamiklerinin ülkeye bağlılığının zayıflığını hesap ederek petrolünü ele geçirmek için Venezüella başkanını eşiyle birlikte evinden alacak kadar gözü dönmüş bir demokrasi öncüsü Trump ve onun ülkesiyle, tüm dünya yüzleşmektedir. Üstelik daha şimdiden Küba, Meksika ve Pakistan ve şu an dillendiremese de Türkiye’ye de sıranı geleceğini ve asıl hedefin Çin’in önünü kesmek olduğunu dillendirmekten çekinmeyen bir Trump gerçeği vardır. Önceki yıllara ve şimdiki gelişmelere bakarak ABD’nin ve onun çıkarlarından faydalanacağını düşünenle için, diğer ülkelerin yeraltı zenginliklerine (doğal gaz, petrol,  değerli madenler, nadir elementler vb.) sahip olmak sorun teşkil etmemektedir. Başta da ifade ettiğim gibi demokrasinin beşiği ABD ve batılı ülkeler!... için sahip oldukları teknoloji, savaş sanayi ve iletişimdeki tekel konumlarından dolayı, - önce bir sebep uydurulur, dünya buna inandırılır ve hazır hale getirildikten sonra o ülkeye demokrasi adına saldırılır - bir ülkeye saldırmalarının bir haber değeri yoktur. Yeter ki diğer ülkelerde kendi çıkarlarını artıracak herhangi bir şey olsun; petrol, doğal gaz (Venezülla, Ortadoğu),  değerli maden (Afrika Ülkeleri), nadir element (Ukrayna) gibi. Bu gelişmelerden sonra ülkemiz adına çıkarılması gereken ders, savunma sanayiindeki gösterilen başarıyı tüm ekonomiye yaymak, halkın çoğunluğunun gelir düzeyini artıracak politikaları uygulamaktır.   

Yazarın Diğer Yazıları