İpek Özkayaalp

İletişimin unutulan dili

İpek Özkayaalp

Her an iletişim içerisinde olan insan, iletişim dediğimiz noktada gerçekte ne kadar iletişim kurabiliyor? Ya da kurulan iletişimi gerçek anlamda ne kadar anlayabiliyor?

Hayatın temposu, bazen karşımızdaki insanı dinlerken onu gerçek anlamda algılayamamamıza yol açabiliyor. İletişim dediğimizde, bu kavramdan ne anladığımız da oldukça önemli.

İletişim yalnızca konuşabilmek, kendini ifade edebilmek değildir. İyi bir dinleyici olmak da iletişimin önemli bir parçasıdır, der gibisiniz. Ancak iletişim yalnızca sözcüklerden ibaret değildir. Kulakla dinlemenin, ağızla konuşmanın yanı sıra birçok insanın göz ardı ettiği başka bir iletişim biçimi daha vardır.

Bu iletişime sözel olmayan iletişim denir. Bir başka ifadeyle beden diliyle, davranışlarla, bakışlarla ve gözlem yoluyla kurduğumuz iletişimdir.

Aslında farkında olmadan bunu gün içerisinde hepimiz yapıyoruz. Hatta yapmak zorunda olduğumuz anlar da var. Örneğin trafikte kırmızı ışık yandığında durmak veya yaya geçidinde yayalara yol vermek gibi... Bunlar, çevremizdeki işaretleri gözlemleyerek davranışlarımızı şekillendirdiğimiz günlük hayatın örnekleridir.

Peki, bize öğretilen kuralların dışında, söz konusu ailemiz, eşimiz, çocuklarımız, iş arkadaşlarımız veya dostlarımız olduğunda bu iletişim biçimini uygulamakta ne kadar başarılıyız?

Sözel olmayan iletişim konusunda kendimizi ne kadar geliştiriyor, tabiri caizse bu konuda ne kadar ustalaşıyoruz?

Eskiden “hâlden anlamak” diye bir kavram vardı. Şimdilerde ise bu kavramın hayatımızdaki yerini giderek kaybettiğini, insanların birbirinin hâlinden anlamakta zorlandığını görüyorum.

Gündelik hayatta neredeyse kimsenin kimseye tahammülü kalmamış.

Bir devlet dairesinde sırasını bekleyen, ayakta durmakta zorlandığı için gişedeki görevliye bir soru sormaya çalışan yaşlı bir insana, sırada bekleyen bir başkasının bağırması mı dersiniz...

Trafikte sinyal vermeden bir anda önünüze geçen sürücüyü mü dersiniz...

Toplu taşıma aracında ayakta durmakta zorlanan yaşlı bir insanı gördüğü hâlde başını telefonundan kaldırmayan, görmezden gelmeyi tercih eden insanları mı dersiniz...

Ya da aynı evin içerisinde yaşayan, en yakınındaki insanın günlerdir sessizleştiğini, yüzündeki yorgunluğu ve gözlerindeki hüznü fark etmeyen; bir kez olsun “İyi misin?” diye sormayanları mı dersiniz...

Muhtemelen hepimiz bunlara benzer pek çok olay yaşıyor, gözlemliyoruz.

Peki, başkalarının davranışlarını eleştirirken kendimize dönüp baktığımızda biz ne kadar sabır ve tahammül gösterebiliyoruz?

Eleştirmek, gözlemlediklerimiz üzerinden başkalarının eksikliklerini görmek kolay geliyor. Ancak eleştirdiğimiz insanların arasında olmamak için biz ne kadar çaba gösteriyoruz?

Sessiz, sözel olmayan iletişimde ne kadar mahiriz acaba?

Eve geldiğimizde eşimizin hâlinden ne kadar anlıyoruz? Komşularımıza karşı ne kadar duyarlıyız?

Asansöre tek başına binebilmek için otoparkta adeta maratona girenleri düşünün. Birkaç saniye bekleyip arkasından gelen komşusuna kapıyı tutmak yerine, asansöre yetişme telaşı içerisinde olanları...

Ya da elinde poşetlerle kapıya gelen bir insana yardım etmek şöyle dursun, onun geldiğini gördüğü hâlde kapıyı kapatanları...

Ne ara insanlıktan bu kadar uzaklaştık?

Bu soru, sanırım zaman zaman hepimizin aklından geçiyordur.

Oysa bir insanın hâlinden anlamak için her zaman konuşmasına gerek yoktur. Bazen yüzündeki ifade, bazen sessizliği, bazen yürüyüşündeki yorgunluk, bazen de gözlerindeki bir bakış bize çok şey anlatabilir.

Yeter ki bakmayı değil, görmeyi bilelim.

Görsel ve sözel olmayan iletişimi bu kadar zayıflamış bir toplumda, sözel veya işitsel iletişim sizce ne kadar gerçekçi olabilir?

Karşımızdaki insanın yüzündeki üzüntüyü fark etmiyorsak, sesindeki kırgınlığı duymuyorsak, davranışlarındaki değişimi gözlemleyemiyorsak yalnızca konuşarak ne kadar sağlıklı iletişim kurabiliriz?

Belki de iletişimde yaşadığımız en büyük eksiklik, kendimizi anlatmaya gösterdiğimiz çabayı karşımızdakini anlamaya göstermiyor oluşumuzdur.

Bu yazımı okuyan sizlerden, hayatınızda sözel olmayan iletişimle ilgili yaşadığınız veya gözlemlediğiniz tecrübeleri yorumlarda paylaşmanızı canıgönülden isterim.

Çünkü inanıyorum ki her birinizin yaşadığı olay, bu yazıyı okuyan başka bir insana örnek olabilir. Belki aramızda bu konuda eksiklikleri olanlar, sizlerin paylaşımları sayesinde kendilerine bir nebze çeki düzen verirler. Belki de hep birlikte biraz daha duyarlı, biraz daha anlayışlı, biraz daha insani davranmayı öğreniriz.

Kim bilir, belki benim de sizlerden öğreneceklerim vardır.

Okumak, yazmak, düşünmek ve karşılıklı iletişim kurmak... Bütün bunların bir farkındalık yaratabileceğine inanıyorum.

Bu nedenle sizleri yalnızca yazımı okumaya değil, düşüncelerinizi ve yaşadıklarınızı paylaşarak bu iletişimin bir parçası olmaya davet ediyorum.

İletişim, bizleri biz yapan en önemli unsurlardan biridir.

Ancak yazımı bitirirken sizlere bir soru sormak istiyorum:

Hayatınızda sizi anlamadığını düşündüğünüz insanları bir anlığına bir kenara bırakın. Peki, siz en son ne zaman bir insanın söylemediklerini anlamaya çalıştınız?

Çünkü insan çoğu zaman anlaşılmadığından şikâyet ederken, kendisinin ne kadar anlayış gösterdiğini sorgulamayı unutur.

Şimdi sözü size bırakıyorum. Sizce insanlar birbirini anlamayı mı unuttu, yoksa artık anlamak için çaba göstermeyi mi bıraktı?

Yorumlarınızı bekliyorum. Belki de sizin anlatacağınız bir olay, başka bir insanın kendisiyle yüzleşmesine vesile olacaktır.

Yazarın Diğer Yazıları