İpek Özkayaalp

Sevgi mi, manipülasyon mu?

İpek Özkayaalp

Bazen insan hayatımıza kapıyı kırarak girmez. Hangi kapımızın açık olduğunu fark eder ve sessizce oradan içeri süzülür. Yalnızlığımızı, görülme ihtiyacımızı, sevilme arzumuzu, korkularımızı bizden önce keşfeder. Sonra tam da ihtiyacımız olan şeyi verir. Peki bu sevgi midir? Yoksa sevgiye benzeyen bir şey üzerinden kurulan görünmez bir bağ mı? Belki sağlıklı sevgiyle manipülasyon arasındaki en büyük fark, birinin açıklarımızı kullanması, diğerinin onları bildiği hâlde bize karşı kullanmamasıdır.

İnsan en çok neresinden kandırılır?

Zayıf olduğu yerden mi? Belki.

Ama zayıflık dediğimiz şey her zaman bir kusur değildir. Sevilmek istemek zayıflık değildir. Görülmek, anlaşılmak, değerli hissetmek, birinin yanında güvende olmak istemek de değildir. Bunlar insan olmanın en doğal ihtiyaçlarıdır.

Asıl tehlike bazen bizim henüz fark etmediğimiz bir ihtiyacımızı, başka birinin bizden önce keşfetmesiyle başlar. Çünkü bazı insanlar sizi tanımaya çalışırken kim olduğunuzu merak eder. Bazıları ise sizi tanırken hangi duygusal kapınızın aralık kaldığını keşfeder; sonra tam da en çok ihtiyaç duyduğunuz şeyi vererek o kapıdan hayatınıza sızar.

Yalnız mısınız? Yanınızdan ayrılmaz. Uzun zamandır değer görmediniz mi? Sizi göklere çıkarır. Güvenmeye mi ihtiyacınız var? Daha yolun başında büyük güvenceler verir. Anlaşılmaya mı ihtiyacınız var? Sanki yıllardır sizi tanıyormuşçasına konuşur. Ve insan doğal olarak kendisine iyi gelen yere yaklaşır.

İşte love bombing olarak adlandırılan davranış örüntüsü de burada karşımıza çıkabilir. Bir anda hayatınıza olağanüstü bir ilgi girer. Çok özelsinizdir. Çok farklısınızdır. Hayatında karşılaştığı hiç kimse sizin gibi değildir. Sizi yıllardır tanıyormuş gibi hissediyordur. Kimse onu sizin kadar anlamamıştır.

Henüz birbirinizi gerçekten tanımaya fırsat bulamadan ilişkinin duygusal hızı, ilişkinin gerçekliğinin önüne geçer. İnsanın hoşuna gider. Neden gitmesin? Uzun zamandır görülmemişseniz görülmek güzeldir. Yalnızsanız aranmak güzeldir. Kendinizi değersiz hissettiğiniz bir dönemde birinin sizi değerli hissettirmesi güzeldir.

Fakat tam burada sorulması gereken önemli bir soru vardır: Beni henüz gerçekten tanımayan biri, beni nasıl bu kadar iyi tanıyor gibi davranabiliyor? Belki de mesele yalnızca sizi tanıması değildir. Belki hangi kapınızın açık olduğunu fark etmiştir. Ve oradan içeri girmiştir.

Manipülasyonun en zor fark edilen taraflarından biri de budur. Çoğu zaman kötü hissettirerek başlamaz. Tam tersine, çok iyi hissettirerek başlayabilir. Çünkü insan kendisine zarar vereceğini düşündüğü birine kolay kolay yaklaşmaz. Önce güven gerekir. Yakınlık gerekir. Bağ gerekir.

Ve bazen bütün bunlar kurulduktan sonra ilişkinin rengi yavaş yavaş değişmeye başlar. İlk günlerde göklere çıkarılan insan, zamanla kendisini sürekli bir şeyleri düzeltmeye çalışırken bulabilir. İlgi azalır. Övgünün yerini eleştiri alır. Yakınlığın yerini mesafe alır. Güvenin içine belirsizlik karışır.

Ve insan bu kez bugünkü ilişkiyi yaşamak yerine, başlangıçtaki ilişkiyi geri getirmeye çalışmaya başlayabilir. “Eskiden böyle değildi.” “İlk zamanlarda bana böyle davranmıyordu.” “Belki yine eskisi gibi olur.” İşte bazen insanı ilişkinin içinde tutan şey bugünkü mutluluğu değil, dünkü mutluluğun geri geleceğine duyduğu umuttur.

Çünkü başlangıçta kendisine sunulan kişiyle, bugün karşısında duran kişi arasında büyük bir fark vardır. Ve belki de sorulması gereken en zor soru şudur: Gerçekten sonradan mı değişti, yoksa başlangıçta gördüğüm kişi zaten gerçeğin tamamı değil miydi?

Sağlıklı sevginin farkı da tam burada ortaya çıkar. Sağlıklı sevgi insanı önce göklere çıkarıp sonra yere çarpmaz. Çünkü onu bir kaidenin üzerine hiç koymamıştır. Onu olduğu yerde, olduğu insan olarak tanımaya çalışmıştır. Mükemmelleştirmeden. Kurtarıcı rolüne soyunmadan. Kendisini vazgeçilmez hâle getirmeye çalışmadan.

Sağlıklı bir ilişkide insanın hayatına biri girdiğinde hayatı küçülmez. Genişler. Arkadaşları hâlâ vardır. Kendi zamanı vardır. Yalnız kalabileceği alanı vardır. Kendi kararları, kendi düşünceleri, kendi hayatı vardır. Çünkü sağlıklı sevgi bağımlılık yaratmaya çalışmaz. Bağ kurar.

Bu ikisi birbirine benzese de aynı şey değildir. Bağımlılıkta insan diğerini kaybetmemek için kendisinden eksiltmeye başlayabilir. Sağlıklı bağda ise insan hem “biz” olabilir hem de “ben” olarak kalabilir.

Belki ilişkiler konusunda uzun zamandır birbirine karıştırdığımız iki şey de budur: Yoğunluk ve derinlik.

Çok yoğun yaşanan her ilişki derin değildir. Büyük sözler, büyük özlemler, büyük kıskançlıklar, ayrılıklar, geri dönüşler, saatler süren mesajlaşmalar… Bütün bunlar insana çok büyük bir aşkın içinde olduğu hissini verebilir. Oysa bazen yaşadığımız şey aşkın büyüklüğü değil, belirsizliğin yarattığı duygusal şiddettir.

Sağlıklı ilişkinin sesi çoğu zaman daha sakindir. Çünkü orada insan sürekli tetikte değildir. Karşısındaki insanın bir sonraki hareketini hesaplamak zorunda kalmaz. Sevginin bugün var olup yarın ortadan kaybolacağından korkmaz. Sürekli kendisini kanıtlamaya çalışmaz. Sadece yanında olabilir.

Bazı insanlar hayatımıza girdiklerinde açıklarımızı ararlar; bazılarıysa yanımıza geldiklerinde açıklarımızı kapatmaya bile çalışmazlar. Sadece orada kendimizi güvende hissedebileceğimiz kadar dürüst dururlar. Belki de güven tam olarak budur. Birinin bizi kurtarması, eksiklerimizi tamamlaması ya da bütün yaralarımızı iyileştirmesi değil; o yaraları bildiği hâlde onlara dokunarak bizi yönetmeye çalışmamasıdır.

Çünkü sağlıklı bir insan yaralarımızı öğrendiğinde onları bize karşı kullanmaz. Korkularımızı bildiğinde onları büyütüp bizi kendisine bağlamaz. Boşluklarımızı gördüğünde oralara yerleşip kendisini vazgeçilmez hâle getirmeye çalışmaz.

Ve ilişkilerde bazen küçümsediğimiz en kıymetli duygu tam burada ortaya çıkar: Huzur.

Huzur sıkıcılık değildir. Huzur, güvenin sessizliğidir.

Bir insanın yanında korkmadan konuşabilmek, susabilmek, kendi hayatına devam edebilmek ve bütün bunları yaparken aradaki bağın hâlâ orada olduğunu bilmektir.

Doğru ilişki insanın bütün korkularını mucizevi biçimde ortadan kaldırmaz. Kimse bizi gelip tamamlamaz. Kimse geçmişimizin bütün yaralarını iyileştirmek zorunda değildir. Ama sağlıklı sevgi o yaraları derinleştirerek kendisine yer açmaya çalışmaz.

Tam tersine, zaman içinde öyle bir güven oluşur ki özgür alan için mücadele etmek zorunda kalmayız. O alan kendiliğinden oluşur. Kendi hayatlarımız olduğu hâlde aynı hayatın içinde buluşmayı seçeriz. Birbirimize mecbur olduğumuz için değil, birbirimizin yanında kendimiz olabildiğimiz için kalırız.

Bu nedenle mesele bütün kapılarımızı kapatmak değildir. İnsan kendisini koruyacağım diye sevgiden, yakınlıktan ve güvenden vazgeçmemeli.

Mesele kendi kapılarımızı tanımaktır. Nereden yaralanabileceğimizi, hangi boşluğumuzun bizi savunmasız bırakabileceğini, hangi ihtiyacımızın başka birinin elinde bir araca dönüşebileceğini bilmek…

Çünkü bazı insanlar açıklarımızı gördüğünde oradan içeri girmeye çalışır. Bazıları ise görür ve dokunmaz. Zorlamaz. Kendini ilaç gibi sunmaz. Bizi kendisine muhtaç hâle getirmez. Sadece yanımızda dürüstçe durur. Ve biz zamanla, korkmadığımız için kapıyı kendimiz açarız.

Belki de sevgiyle manipülasyon arasındaki en temel fark budur: Manipülasyon açık kapıyı fırsat bilir. Sevgi ise kapının içeriden açılmasını bekler.

Yazarın Diğer Yazıları