Mehmet Toker

Ne tarafta durmalıyız?

Mehmet Toker

Ramazan dolayısıyla beş haftadır köşemiz kapalıydı. Yeniden merhaba! 

Bu yaz(a)madığımız süre içinde; İsrail ve Kontrolündeki ABD koalisyonu ile İran arasındaki savaşta bir ay geride kaldı. İsrail Terör Örgütü, İran'a yeni saldırı dalgası başlatırken İran ise İsrail'e ve Körfez ülkelerindeki ABD üslerine misilleme atışlarına devam ediyor. Yemen'deki İran destekli Husiler bir aylık savaş boyunca ilk kez 28 Mart Cumartesi günü İsrail'i hedef aldı. Öte yandan İran'ın misilleme saldırıları yaptığı Suudi Arabistan'daki ABD üssünde çok sayıda ABD askerinin yaralandığı ve çok sayıda uçağın hasar gördüğü bildirildi. ABD yeni bir savaş gemisi ve tugayı körfeze getirdiğini duyurdu. Türkiye’yi savaşa çekmek için birkaç füze gönderildi ama Türkiye soğuk kanlılığını koruyarak tarafsızlığını sürdürmeye devam ediyor. Petrol fiyatları tüm dünyada fırladı, altın fiyatları düştü. Ve tüm dünya yanı başımızda olan bu karşılıklı füze atışlarını dizi film izler gibi izliyor. Bakalım filmin sonunda ne olacak? 

İşin bu noktasında birçok kişinin zihnini zorlayan bir soru gündeme geliyor? Türkiye hangi tarafta yer alacak veya biz sivil insanlar kimi destekleyeceğiz? Tarih boyunca ve özellikle 79 devriminden bugüne sürekli olarak İsrail’le perde önünde birbirlerine horozlanıp perde arkasında İsrail’le iş birliği içinde olan İran’ı mı destekleyeceğiz? Yoksa 1947 yılından bu yana tüm dünyanın huzurunu kaçıran, Kudüs’ü işgal eden İsrail’i mi? Yoksa kurulduğu yıldan bu yana tüm dünyada savaşlar ve katliamlar üreten ABD’yi mi? Yoksa kayıtsız mı kalacağız böyle bir durumda kayıtsız kalmak kayıt dışı bir duruş mu? İran bugüne kadar Ehli Sünnet Müslümanları bırakın refik veya kardeş görmeyi rakip olarak bile değil adeta yok edilmesi gereken bir düşman gibi gördüklerini Ayetullahların ağzıyla defalarca dile getirdiler. Sahabeye sövmeler, hatta gulat bazı fırkalarda Hz. Ali’yi peygamber veya haşa Allah’ın tebeddün ve tecessüm etmiş hali gibi kabul etmeler ve bunu inanç haline getirmeleri şia inancının mensuplarını ana akım Ehli Sünnet Müslümanların nezdinde ötekileştirdi. Şii Müslümanların kendilerini yeniden gözden geçirmesi gerekiyor. Ve yüz yıllardır İran içine konuşlanmış olan kripto Yahudilerden inançlarını, tarihlerini, kültürlerini, devletlerini ve zihinlerini arındırması gerekiyor. Aksi durumda geleceğin inşasında İran diye bir devlete yer verilmeyecektir. 

Tıpkı bir asır önce olduğu gibi dünyayı yeniden dizayn etmek isteyen şeytani güçler yeni dünyayı tekrar Ortadoğu ekseninde dizayn etmek istemektedirler. Çünkü İslam Dünyasının içine sokulan kanser hücresi İsrail Terör Örgütü maalesef kadim Filistin topraklarını gasp etmiş durumda. İran-İsrail/ABD savaşı gösteriyor ki geleneksel ittifaklar çözülürken benzer tehdit ve tehlikelerle karşı karşıya olan ülkeler arasında yeni ittifaklar söz konusu olacaktır. Bu süreçte dengeli ve soğukkanlı bir dış politika, bölgesel iş birliği, güçlü bir ordu ve savunma sanayii uygulanmaya çalışılan senaryoya karşı figüran mı yoksa esas oğlan mı olacağımız konusunda önem arz etmektedir. Dünyanın bu yeni çatışma ve savaş senaryosunda Türkiye tarihi bir duruşla o taraf veya bu taraf olmak yerine merkezde durarak oyun kurucu/bozucu olarak tarihi bir misyon eda etmektedir. Bu duruşun önemi belki on yıl belki kırk yıl sonra daha net anlaşılacaktır. Türkiye'nin enerji tedarikçilerini çeşitlendirerek ve kendi yerli ve millî kaynaklarını etkin kullanarak enerji arz güvenliğini güçlendirmesi dersine iyi çalıştığı konusunda iyi izlenimler veriyor. Jeostratejik konumunu doğru okuyan, yöneten ve uluslararası arenada doğru dillendiren bir Türkiye bu yıkım senaryosunun senaristlerine mesajı doğru ulaştırdıkları söylenebilir. İnsansız hava araçlarından füze ve roketlere, elektronik harp sistemlerinden hava savunma yeteneklerine, savaş gemilerinden top, tank, helikopter, zırhlı araç ve obüslere kadar çok geniş bir skalada yerli milli imkânlarla savunma sanayiinin ve ordunun savunma gücünün artırılması Türkiye’yi taraf olarak görmek isteyen ve senaryonun bir parçası yapmak isteyenlere de verilmiş net bir mesaj olarak okumak gerekiyor. 

Türkiye kendi öncelikleri doğrultusunda, bir tarafa yamanmadan veya taraf olmadan kendi ayakları üzerinde duruyorsa, mazlumlardan ve masumlardan yana bir duruş gösterebiliyorsa bu konjonktürü doğru okuması ve zamanında gereken tedbirleri almasından dolayıdır. Türkiye, teostratejik ve jeostratejik konumundan mütevellid özgül ağırlığının şuurunda bir ülke olarak bölgesinde ve dünyada duruşuyla, tutumuyla, söylem ve icraatlarıyla belirleyici bir oyun kurucudur. 

7 Ekim 2023’te Gazze’ye başlatılan İsrail saldırılarında nasıl Gazzeli kardeşlerimizin yanında olmuşsak 28 Şubat'ta komşumuz İran'a yönelik başlayan İsrail saldırıları sonrasında bizler masum ve mağdur komşumuz İran halkının yanındayız. Zalimin karşısındayız. Bölgemizi kan gölüne çeviren bu süreci, ilk günden itibaren doğru okuyan, doğru analiz eden, devlet aklı tarafsız duruşu ile Siyonist senaristlerin ve içimizdeki işbirlikçi Sabetayist kuklaların halkımızı çekmek istediği tuzaklara düşmedi. Tedbirli, temkinli ve soğukkanlı bir şekilde, sükûneti elden bırakmadan kardeşlik ve komşuluk hukukuna riayet ederek bu süreci de yaşayacağız. Şii olmaları gerekçesi ile mazlum bir halka sırt dönmek veya İran yönetiminin ümmete karşı mezhepsel ya da tarihi hatalarını sebep göstererek zalim ve hain Siyonist İsrail terör örgütü ve tasmalısı ABD’nin yanında saf tutmak Şia ve Ehli Sünnet arasında karşılıklı öfkeyi büyütecek, nefreti körükleyecek, kardeşler arasına yeni nifak tohumlarının ekilmesine zemin hazırlayacaktır. 

Yorumlar 2
ALLAH'IN KULU 30 Mart 2026 16:42

ALLAH GAYRETİNİZİ ARTIRSIN HOCAM اَنْتَ مَوْلٰينَا فَانْصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِر۪ينَ Sen bizim Mevlâmızsın. Kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et.” AMİN

Mustafa Güngör 30 Mart 2026 14:17

Allah razı olsun hocam ağzınıza yüreğinize gönlünüze sağlık...

Yazarın Diğer Yazıları