“Çocuk sahibi olmayın, köpek sahibi olun!”, “Az çocuk, mutlu hayat!”, “Asgari ücretli kişi 5 çocuk yapmış, herkes bakabileceği kadar çocuk yapmalı!” “Artan nüfus azalan gelir demektir!” vb… cümleler 1990’lı yıllarda kamu spotlarında, sağlık ocaklarının, kışlaların, askeri tesislerin duvarlarındaki afişlerde, dönem dizi ve filmlerinde sıkça duyduğumuz/gördüğümüz cümlelerdi. Türkiye Aile Planlaması Vakfı sürekli sosyal farkındalık çalışmaları ile konuyu gündemde tutardı. 1985 yılında bir grup iş adamı, akademisyen, iş ve işveren kuruluşları temsilcilerinin kurduğu Türkiye Aile Planlaması Vakfı, Türkiye’nin nüfusunun artmaması gerektiğini savunan bir politik anlayışla nüfus planlaması kampanyaları yürüttü. Türkiye’nin nüfusunun düşürülmesi için milyonlarca dolar harcanarak medyada kampanyalar gerçekleştirdi. Bir aile holdinginin finansmanını üstlendiği ve liderlik ettiği bu vakfın başkanı dönemin BM Genel Sekreteri Boutros Gali tarafından 14 Haziran 1994 tarihinde ödüllendirildi. Koç Holding resmi internet sayfasında, kurucu Vehbi Koç’un aldığı “Dünya Nüfus Planlaması Ödülü”, Birleşmiş Milletler Teşkilatının; Türkiye Aile Sağlığı ve Planlaması Vakfı’nı ve başkanını başarılı çalışmalarından dolayı ödüllendirdiği bir övünç ve kıvançmış gibi paylaşılıyor. Koç'un yönettiği bu vakfın; Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu (UNFPA), Alman Uluslararası İş birliği Kurumu (GIZ), Hollanda Büyükelçiliği Matra ve İnsan Hakları Programı, İsveç Konsolosluğu, Hollanda Konsolosluğu, DVV International Türkiye, Dünya Bankası, Merck Sharp & Dohme gibi uluslararası ve yabancı kuruluşlardan destek alması dikkat çekiyor.
1963 yılında birinci 5 yıllık kalkınma planı çerçevesinde 557 sayılı Nüfus Planlaması kanunu çıkarıldı ve kanunu uygulamak için 1965 yılında “Nüfus Planlaması Genel Müdürlüğü” kuruldu. 18 yıl sonra bu kanunun güncellenmesi ve kapsamının genişletilmesi sayılan 24 Mayıs 1983 tarihinde 2827 sayılı Aile Planlaması Hakkındaki kanun çıkarıldı. Bu kanunun sahada uygulanmasını üstlenen “Nüfus Planlaması Genel Müdürlüğü” nün adı da “Ana Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması Genel Müdürlüğü” olarak değiştirildi. Bu değişiklikle/kamuflajla sinsi bir soykırım canavarı sevimli hale getirilmiş oldu. Bu genel müdürlük ve 1985’te kurulan mezkûr vakfın çalışmaları bugün meyvelerini veriyor. Türkiye nüfusu alarm vermeye başladı. Son istatistiklere göre 15-24 yaş arası genç nüfus toplam nüfus içerisinde %14.8’e gerilemiş durumda. Kadın başına düşen çocuk sayısı 1.48. Bu veriler istikbal ve istiklalimiz açısından ciddi bir milli güvenlik sorunu. 1983’te çıkarılan kanun “Aile Yılı” ilan edilen 2026 yılında bile hâlâ yürürlükte. “Bu Kanunun amacı, nüfus planlaması esaslarını, gebeliğin sona erdirilmesi ve sterilizasyon ameliyelerini, acil müdahale halleri ile gebeliği önleyici ilaç ve araçların temin, imal ve saptanmasına ilişkin hususları düzenlemektir. Nüfus planlaması, fertlerin istedikleri sayıda!? ve istedikleri zaman!? çocuk sahibi olmaları demektir. Devlet, nüfus planlamasının öğretimi ile uygulanmasını sağlamak için gerekli tedbirleri alır. Nüfus planlaması gebeliği önleyici tedbirlerle sağlanır. Gebeliğin sona erdirilmesi ve sterilizasyon, Devletin gözetim ve denetimi altında yapılır.” Şeklinde kanunun amacı ve uygulanması ifade ediliyor. Bu kanunun sağladığı yasal hareket alanı ve yukarıda mezkûr vakfın çalışmaları sinsi, kansız ve sessiz bir soykırımdan başka bir şey değil. Kürtajın ve hamileliği kalıcı olarak engelleyen tedbirlerin yasal hale getirilmesi planlı bir şekilde ve uzun vadede doğurganlığı azalttı. Nüfusun azalması sadece sosyolojik bir problem değil aynı zamanda ekonomik ve stratejik bir durum. Çalışan iş gücünün yok edilmesi ve savunma insan gücünün ortadan kaldırılması anlamına geliyor. Çalışan genç nüfusun azalması yaşlı nüfusun artması sosyal güvenlik sisteminin (SGK) çalışan/emekli dengesini bozarak ülkenin iflasına yol açacak bir durumdur.
Yıllardır farklı ülkelerde ve coğrafyalarda savaşlarla, soykırımlarla, açlıkla, ilaçlarla, virüs ve salgın hastalıklarla dünya nüfusunu azaltmaya çalışan lobiler Türkiye’de bunu sessiz, sinsi bir şekilde yasal yollarla ve maalesef neredeyse devlet eliyle yapmışlardır. Türkiye gibi bölgesel bir dinamik güç, küresel bir aktör olan veya olması gereken Müslüman bir ülkenin doğum oranlarını azaltmak suretiyle ülkenin geleceği olan genç nüfusu bitirmek, maalesef içimize yerleşmiş olan azgın azınlık marifetiyle gerçekleştirilmektedir. Bu azgın azınlığa ise Rockefeller gibi yabancı vakıflar veya BM, DSÖ gibi emperyalizme hizmet eden uluslararası şer kuruluşlar finansal ve lojistik destek vermektedir. Mezkûr lobiler doğrudan insanların üreme kabiliyet ve kapasitelerinin tıbbi ve idari yollarla sınırlamak veya engellemek suretiyle toplumların zaman içerisinde yok oluşunu hazırlamaktadırlar. İnsanları geçim sıkıntısı ve rızık endişesiyle korkutarak çocuk sahibi olmaktan uzaklaştıranlar; büyük resme baktığımızda son tahlilde bilinçli bir proje ile nesil, kültür, dil ve din katliamı yapmaktadırlar.
Aile, toplum binasının temelidir. Nüfus, devlet ve millet binasının taşıyıcı kolonlarıdır. 1960 darbesinden sonra başlayan, 1980 darbesinden sonra vites büyüten, devletin ve milletin temeline ve taşıyıcı kolonlarına karşı açılan bu sinsi soykırım bugün bile tüm hızıyla devam etmektedir. Şimdi anlaşıldı mı darbelerin asıl darbeyi nerelere vurduğu? Aile Yılı’nda bu hâl muhâl. Ya yeni hâl ya izmihlal…