*Geçtiğimiz hafta Bursa’daki fabrikasında 1400 personelin işine son vereceği haberi ile gündeme gelen Alman firması Bosch bir kez daha reklam filmi üzerinden Türkiye’nin gündeminde oldu. Adalet dağıtma özellikli sosyal medyada yargılandı ve RTÜK reklamı incelemeye aldı, Bosch reklamı yayından kaldırdı. Eski defterler açıldı, nüfusunu düşürmeye yönelik stratejiye uygun reklam yapmakla suçlandı. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Göktaş, annelik, reklam diline indirgenerek değersizleştirilecek bir kavram değildir, bir çocuğun hayatına sevgiyle dokunan, onu büyüten, koruyan ve geleceğe hazırlayan her kadın biyolojik ya da koruyucu gerçek bir annedir. Bu bağ sadece bireysel değil, aynı zamanda toplumsal sürekliliğin temelidir. Sevginin her biçimi elbette kıymetlidir. Annelik gibi derin ve kurucu bir değerin, iletişim stratejileri uğruna esnetilmesini ve sıradanlaştırılmasını kabul etmiyoruz. Annelik bir iletişim kurgusu değil, bir neslin ve bir geleceğin taşıyıcısıdır. Bu değerin, hak ettiği hassasiyetle ele alınması bir tercih değil, bir sorumluluktur. Dedi. RTÜK ise bu reklamı anayasaya aykırı kararı aldı. Yıl 2026 ve haftanın gündemi maalesef bu. Konumuz her zaman saygı olmalı ki bu günlerin de bir anlamı olsun içi boş bırakılmasın.
* Anneler günü kutlamak 1 gün ile de olsa güzel bir duygu. Annesi olmayanları düşünenlerin az olduğu çoğunluk için sadece alışveriş günü. Yılın geri kalanı için ortalık karmaşık. Zaman çok hızlı geçiyor. En kıymetli şey zaman. Kayıp zaman diye bir şey yoktur, yaşanmamış zaman vardır. Hayatımızın bir dönemine dönüp baktığımızda, keşkelerle başlayan cümleler kurarken buluruz kendimizi. Özellikle orta yaş eşiklerinde veya hayatın akışını değiştiren büyük olaylardan sonra, sanki bir zaman dilimi elimizden kayıp gitmiş, çalınmış ya da boşa harcanmış gibi hissederiz. Bu kayıp zaman yanılgısıdır. Geçmişte yapamadıklarımız, ertelediklerimiz, cesaret edemediklerimiz veya yanlış tercihlerimiz zihnimizde birer kayıptır. Oysa zaman, kendi doğası gereği doğrusal akar, ne geri alınabilir ne de bir depoda saklanabilir. Zamanın kendisi kaybolmaz, sadece bizim onu nasıl tecrübe ettiğimiz değişir. Yanılgının temeli mükemmeliyetçilik ve karşılaştırmadır. Kayıp zaman hissi, genellikle olması gereken bir hayat senaryosuna bağlı kalmaktan kaynaklanır. Başkalarının hayatlarıyla kendimizi kıyasladığımızda veya geçmişteki halimizden bugünün olgunluğuyla beklentiler içine girdiğimizde, o geçen süreyi boşa harcanmış sayarız. Oysa o süreçte yaşadığınız duraksamalar, korkular, hatta hatalar, bugünkü farkındalığınızın temel taşıdır. Yanlış bir ilişki, yanlış bir iş ya da sadece hiçbir şey yapmadan geçirilen o günler, aslında size neyi istemediğinizi öğretti. Anı Yönetmek vs. Zamanı Yönetmek Zamanı yönetmeye çalışmak beyhude bir çabadır. Asıl önemli olan, o zaman dilimi içindeki anları yönetebilmektir. Geçmişe takılı kalmak: Kayıp zaman yanılgısını besler. Gelecek kaygısı: Şimdiki zamanı ıskalatır. Kayıp zaman yanılgısından kurtulmanın tek yolu, burada ve şimdiki zamana odaklanmaktır. Geçmişte yaşananlar, bugünün tecrübesi olarak cebinizdedir. Onları bir yük olarak taşımak yerine, birer tecrübe dersi olarak görmek, yanılgıyı gerçeğe dönüştürür. Sonuç: Zamanı Yeniden Tanımlamak Kayıp zaman yoktur. Sadece, o anın ruhuna uygun yaşanmamış, ertelenmiş veya farkındalıkla tecrübe edilmemiş zaman vardır. Hayat, takvimden düşen yaprakların sayısı değil, o yapraklar düşerken sizin hissettikleriniz ve yaptıklarınızdır. Bugün, geçmişte kaybettiğinizi sandığınız zamanın yasını tutmak yerine, o tecrübeyle bugünü anlamlı kılma günüdür. Kendi hikâyenizin yazarı olun, başkalarının yazdığı senaryoda figüran olmayın.
* Anne, yalnızca çocuğu dünyaya getiren kişi değildir. Anne, aynı zamanda ahlakın, inancın ve merhametin ilk öğretmenidir. Toplumun huzuru, annelerin yetiştirdiği bireylerle doğrudan ilişkilidir. Anneye iyilik etmek, sadece sosyal bir görev değil, bir sorumluluktur. Anne sevgisi, karşılıksız ve sınırsızdır. Anne, evladının mutluluğu için kendi rahatından vazgeçer. Bu fedakârlık, yüce bir mertebe olarak kabul edilir.
* 2026 TÜİK verilerine göre nüfusun %49,98'ini kadınlar oluşturmaktadır. Eğitim seviyesindeki artışa rağmen işgücüne katılım oranı %36,8 gibi düşük seviyelerdedir. İstihdam oranları erkeklerin yarısından daha azdır. Kadınlar, toplumsal cinsiyet eşitliğinde küresel ölçekte alt sıralarda yer almakta, şiddet ve karar alma süreçlerine katılım gibi alanlarda yapısal sorunlarla uğraşmaktadırlar. Kadınlar erkeklerden ortalama 5,3 yıl daha uzun yaşarlar, 60 yaş üstü nüfusta kadın oranı %52'yi geçmektedir. Türkiye, kadınların işgücüne katılımında OECD ülkeleri arasında oldukça düşüktür. Toplumsal cinsiyet eşitliği raporlarında gerileme göstermekte olup, kadına yönelik şiddet, ev içi sorumluluklar ve karar alma süreçlerinde sınırlı temsil en önemli sorunlardır.
* Sonuç olarak, erkekleri tamamının annesi vardır. Annesi olmayan olmadığına göre bütün kadınlara yardımcı olmalıyız. Zekâ gelişimini tamamlayamamış olanlar hariç herkes saygılı olmalıdır. Trafikte, iş hayatında, sosyal hayatta üstünlük belirtisi gibi güç, şiddet, saygısızlık yapılmalıdır. Ana konumuz saygı olmalıdır.