Osman Uzunkaya

Mobilyacı çırağı

Osman Uzunkaya

Babamla aramızdaki iletişimi annem sağlardı. Ne istiyorsam anneme söylerdim. Sonuç alamazsam; “Ne olur anne babama bir daha söyle!”  Diye yalvarırdım. Annem bana rıza gösterse de iş babamda biterdi. Babamın ailemiz hakkındaki verdiği kararlar kesinlik taşır ve hiçbir şekilde tartışılmazdı. Hangi konu olursa olsun babam; “Olmaz! “ Dedi mi akan sular dururdu. Babam benim isteğimi; “Okuyacaksa kuran kursunda okusun.” Diyerek ret etmiş, ortaokulda okumama onay vermemişti. Ağlayıp sızlanmanın faydası yoktu. Karar verilmiş, kalem kırılmıştı. Biliyorum benim yaptığım, “Boşa kürek çekmek” ten ibaretti. Ancak bir çıkış yolu bulmalı, babamı ikna etmeliydim. Bunun için; dedem başta olmak üzere büyüklerimle konuştum.   Ancak bir türlü babamı verdiği karardan döndürmek mümkün olmadı. 

Belli bir süre Kuran kursunda okudum. Daha sonra babamın arkadaşı Tahir ustanın mobilyacı dükkânında çıraklığa başladım. Çalıştığım yer iki katlı büyükçe bir binaydı. Alt katta mobilya atölyesi, üst katta da ürettiğimiz mobilyaları satan bir mobilya mağazası bulunmaktaydı.  Mobilya atölyesinde çok sayıda usta, kalfa ve çırak çalışmaktaydı. Her kalfanın bir çırağı vardı. Çıraklara ismiyle değil de; “Kerim ustanın çırağı”, “ Mehmet ustanın çırağı” diye hitap edilirdi. Ben Mehmet ustanın çırağıydım. Her cumartesi günü ahşap talaşlarının içinde çıraklar arası güreş turnuvası düzenlenir, kazanan çırak meşrubatla ödüllendirilirdi. Üstü üste iki hafta kazandığım birinciliği, benden baya iri cüsseye sahip olan Faruk adlı çırakla yenişememiş o hafta birinciliği onunla paylaşmıştım. Çırağı olduğum Mehmet usta gayet nazik ve güzel yürekli biriydi. Diğer bazı ustaların yaptığı gibi şiddete başvurmaz; hata yapsam bile sesini yükseltmezdi. Sabırlı ve anlayışlıydı. Bırakın çırağını incitmeyi, eline aldığı ahşap malzemeyi dahi kırıp dökmezdi. Bana; “Bilir misin bunlarında canı var!” Derdi. Türk sanat müziği tutkunuydu. Planyayı her çalıştırdığında planyanın sesine eşlik edercesine; “Kalbimin sahibi sensin.” Adlı şarkıyı okur, devamında da;  “Kapıldım Gidiyorum Bahtımın Rüzgârına.”  Diyerek ardı ardına diğer şarkıları okumaya devam ederdi. Tahir usta onu; “Şarkı markı derken elinden olmayasın ha!” Diyerek uyarmış, lakin Mehmet usta şarkılarla arasına bir türlü mesafe koymamış, koyamamıştı. 

Mehmet ustanın Almanya’ya gideceği haberini duyunca sanki yakınımdan ayrılacakmışım gibi üzüldüm.  Kendisine, “Gitme be ustam şöyle iyiydik.” Dedim.  Yüzüme bakıp gülümsedi. Sonra eliyle omzumu yavaşça kavrayarak; “Sadece sen mi üzüldün, bende üzüldüm senin gibi çıraktan ayrılacağım için.” Diye söylendi. Ben bir değil iki defa üzüldüm. Üzüldüm, çünkü onun yanında çalışmaktan zevk alıyor, ona sonsuz güven duyuyordum. Üzüldüm, diğer ustaların bazıları çıraklarını sürekli olarak azarlıyor, en küçük hatalarında onlara sille tokat şiddet uyguluyorlardı. Ben ne yapacaktım? Tahir usta beni hangi ustanın yanına verecekti. Hiçbir fikrim yoktu. Atölyede adım, “Şampiyon çırak”  a çıktığından, yeni yerimin Kerim ustanın yanı olacağı kanaatindeydim.

Mehmet ustanın atölyedeki son günüydü. Ona hakkını helal et! Deyip sıkıca sarıldım. Yanaklarımı yalayan gözyaşım içimdeki vefanın yansımasıydı. Yanımda beliren Tahir usta; “Üzülme evlat, bundan böyle yerin Kerim ustanın yanı olacak.”  Diyerek başımı okşadı. İçimi dağlayan hüzün yerini sevinç gözyaşlarına bırakırken, ardından el salladığım Mehmet usta gözden kaybolmaya başlamıştı.
Esenliğiniz daim olsun.

Yazarın Diğer Yazıları