Hakan adında siyah saçlı, kudretten sürmeli sevimli ve çalışkan bir çocuk yaşarmış şirin bir dağ köyünde. Hakan, ortaokula gidebilmek için her gün köy koruluğunda bulunan, “keçi yolu” unu kat edip ana yola ulaşmak zorundaymış. Ana yola ulaştı mı içini bir sevinç kaplar, kendi kendine çoğu gitti azı kaldı diye söylenirmiş. Buradan vasıta denk gelirse ne ala. Yoksa bir saat daha yürümesi gerekirmiş nahiyeye ulaşmak için.
Hakan’ın köyünün güvenlik, nüfus ve eğitim başta olmak üzere, bilumum işleri nahiyede görülürmüş. Bu yüzden Hakan gibi köylü de alışıkmış bu çileli yolculuğa. Önceleri köyden ortaokula dört çocuk kayıt yaptırmış. Ancak aradan geçen zaman zarfında öğrenci velileri ulaşım şartlarını bahane ederek çocuklarını okuldan almış ve bir Hakan kalmış o okula devam eden.
Hakan her gün sabah erkenden yola düşer ve ders zili çalmadan sınıftaki sırasına otururmuş. Yıllardır gide gele adeta yollarla arkadaş olmuş, yollar onu tanımış o yolları. Korku nedir bilmezmiş. Küçüklükten beri çetin şartlara alışıkmış. Hayatta en büyük arzusu okuyup meslek sahibi olmakmış. Annesi o ilkokul birinci sınıfta iken onulmaz bir hastalığa yakalanmış, aceleyle şehirdeki hastaneye kaldırılmış. Giderken oğluna ayrılmamacasına sarılıp, yanaklarından onlarca kez öptükten sonra; “Hakan’ım sen okur ve güzel şeyler yaparsan buna en çok ben sevinirim. Yanında olmasam da seni görürüm ve mutlu olurum.” Diyerek veda etmiş. Bir daha Köyüne dönemeyeceği içine doğmuş olmalı ki kocasına; “Gidip de dönmemek var! Hasanım, Hakan’ımız sana emanet.” Diyerek gözyaşı dökmüş. Yaklaşık bir ay sonra köye acı haber gelmiş, Esma kadının cenazesi gözyaşları arasında toprağa verilmiş. Bu ayrılık Hakan’ın körpe ruhunda derin bir yara oluşturmuş. Babasından başka kimsesi olmayan Hakan, ruhundaki yaranın ancak annesinin arzusunu yerine getirdiği takdirde iyileşeceğine inanmış. Annesinin kendisine ölmeden önce söylediği; “Hakan’ım sen okur ve güzel şeyler yaparsan.” Diye başlayan sözleri aklına adeta çivi ile kazınmış.
Baba oğul yaşayıp giderken, aileye biri daha katılmış. Hakan’ın analığıyla yıldızı pek barışmasa da, babası onu el üstünde tutar her defasında, “Esma’mın emaneti” diyerek bağrına basarmış. Bu durumdan hoşnut olmayan analık Hasan’a söylemedik söz bırakmaz, sıklıkla küser ve odasını ayırırmış. Böyle zamanlarda Hakan annesinin kabri başında soluğu alır, onunla adeta konuşur ve dertleşirmiş.
Yıllar sonra Siyasal Bilgiler Fakültesini bitirip, kaymakamlık sınavını kazanan Hakan, kendi köylerinin bağlı olduğu ilçeye kaymakam olarak atanmış. Bu durum başta babası olmak üzere bütün köylüyü gururlandırmış. Hakan köye gelir gelmez annesinin kabrine koşmuş, dua ettikten sonra, “Anneciğim istediğin gibi biri oldum. Bundan böyle halkıma hizmet edecek, çok güzel şeyler yapacağım.” Demiş. “Senin beni gördüğünü biliyorum.” Diyerek ağlamaya başlamış. Daha sonra; “Rahat uyu anneciğim bunlar sevinç gözyaşları.” Diyerek Allah’tan ona rahmet dilemiş.
Sevgiyle kalınız.