Prof. Dr. Fatih Mehmet Öcal

Çıkarlar her zaman önce gelir

Prof. Dr. Fatih Mehmet Öcal

ABD’nin israilin manipülasyonlarına alet olmasıyla İran’a, Venezüella gibi kolaylıkla dize getirileceği düşünülerek başlatılan savaşın üzerinden iki buçuk ay geçti. Bu süre sonunda ne Trump’ın büyük laflarına rağmen ABD zafer kazanabildi, ne de İran dize geldi ve yok oldu. Ancak söz konusu savaş nedeniyle dünya iktisadi açıdan yüksek enflasyon tehlikesiyle yüzleşmek zorunda kaldı. Savaşın etkisiyle beklenildiği üzere petrol fiyatlarının yükselmeye başlaması yanında, İran’ın Hürmüz Boğazını kapatıp gemilerin geçişine izin vermemesi sonucu kısa sürede 100 $’ın üzerine çıkması ve devamında ABD’nin bölgeyi kendi kontrolü altına almak düşüncesiyle gemilere saldırı dahil her türlü aksiyonu göstereceğini açıklaması, taraflarca her ne olumlu ilerlemeler kaydedildiği söylense de yapılan görüşmelerde anlaşma çabalarının olumsuz duruma evirildiği ve sürecin kördüğüm halini aldığı ortadadır. Petrol fiyatlarının artması küresel ölçekte enflasyonun yükselmesi gibi bir yandan iktisadi sonuç doğururken, et ile tırnak misali birbirinden ayrılamayan siyasette de önemli derecede değişimleri beraberinde getirdi.

İran’a israilin yönlendirmesiyle başlatılan savaşta elde etmeyi düşündüğü başarılar gerçekleşmeyince Trump’ın Çin’e gerçekleştirdiği ziyaret çok daha fazla önem kazandı. Çeşitli uluslararası platformlarda ABD’nin kendine sorun çıkarabilecek faktörleri (İran, Rusya gibi) kontrol altına alıp yada kendi çıkarlarına göre hareket edecek duruma getirdikten sonra asıl hedefinin, Çin’in gelişmesini frenlemek olduğu herkes tarafından bilinen bir realitedir. Çünkü Çin’in ABD’nin dış ticarette en büyük açık verdiği ülke olması yanı sıra, sahip olduğu kalabalık nüfusunun getirdiği ucuz iş gücünün niteliğini artıran girişimlerini sürdürmesi ve ABD’nin yaptırımlarına rağmen petrol ihtiyacını İran ile Rusya’dan sağlaması, Çin’i ABD’nin gözünde bir numaralı hedef haline getirdi. ABD içine düştüğü ekonomik çıkmazdan kurtulabilmek için Venezüella’nın petrolünü ele geçirdiği gibi, israili bahane edip İran ekonomisini uzun yıllar kendine gelemeyecek kadar çökerttikten sonra, Uzak Doğu ülkeleriyle giriştiği teknoloji yarışında geri kaldığını anlamasıyla öncelikle hedef olarak gördüğü Çin ile, iki tarafında lehine olmak kaydıyla anlaşmanın yollarını aramaktadır. Şu an gelinen noktada Venezüella, Rusya ve İran’dan sağladığı petrol tedarikinin ve ticari mübadelenin ABD tarafından engelleyen politikalarına şu an karşılık veremeyip orta ve uzun vade de çıkarlarını düşünen Çin, uzun yıllardır en önemli ticari partnerlerinden birisi konumundaki İran’ı adeta yalnızlığa itti. Günün sonunda ABD yaklaşık on yıl gibi kısa süre sonra ekonomik açıdan Çin karşısında aciz duruma düşmeyi şimdilik engellediğinden, Çin ise yakın gelecekte ABD’nin karşısına daha güçlü çıkabilmek adına zaman kazandığından, ikisinin de kazançlı çıktığını söylemek yanlış bir çıkarım olmayacaktır. İki ülke arasındaki görüşmeler, büyük ekonomiye sahip ülkelerin (Çin, ABD) çıkarları söz konusu olduğunda, göreceli olarak daha önemsiz ülkelerden (İran), kolayca vaz geçebildiklerini göstermesi açısından manidardır. Bu gelişmelerden alınacak en önemli ders ise, ülkeler karşılıklı dış ticarete giriştiklerinde, mutlaka alternatif ekonomi politikalarını ajandalarında bulundurmalarının gerektiğidir.    

Yazarın Diğer Yazıları