Sakarya, yine tarih yapıyorsun…

Geçen hafta 2 flaş haber gündemi belirledi. İkisi de CHP’den geldi.

İlki CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na aitti. Cumhurbaşkanlığı adaylığı için 6 artı 1’i ikna etmeye çalışan Kemal Kılıçdaroğlu, HDP’nin desteği olmaksızın 6’lı masanın sonuca gidemeyeceğini biliyor. HDP ile ortaklığa kamuoyunu hazırlamak için CHP milletvekili Gürsel Tekin’in ‘HDP’ye bakanlık verilebilir.’ açıklaması sonrası İYİ Parti ve CHP içinde iyice etkisizleşmiş olan ulusalcıları rahatlatmak için Sakarya Savaşı’nın yıldönümünde parti grup toplantısını Sakarya’da yaptı. Grup toplantısında ‘Sakarya, tarım kentidir, üniversite şehridir.’ dedikten sonra ‘Sakarya, Kurtuluş Savaşı sırasında en kanlı mücadelenin verildiği kenttir, Sakarya Savaşıdır.’ Diyerek büyük bir gafa imza attı. Tırnak içindeki anlatım bozukluğunun Bize ait olmadığını da ayrıca ifade edelim.

Sakarya şehri ile savaşın geçtiği Sakarya nehrini karıştırılması bir konuşma hatasından değil üzerinde çalışılmış, kurgulanmış konuşma metninden kaynaklandığı çok açık. Yani bu gafın faili sadece Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu değil aynı zamanda kurmay ekipte sorumludur.

Sakarya Savaşının yıldönümünde parti grubunun Sakarya’da toplama kararı aşamasından itibaren konuya müttali olan bütün parti kademelerinin Sakarya Savaşı ile şehir olan Sakarya’nin ilgisinin olmadığını bilmediğini de bu vesile öğrenmiş olduk. Cumhuriyetin kurucu partisi olarak kendini tanımlayan CHP’de kurumsal olarak cumhuriyete giden yoldaki en önemli savaş ile ilgili böylesi bir bilgi yanlışlığı siyasi gaf/ironi literatürüne girecek bir yanlışlıktır, not edilmesi gerekir. Zaten konu, sosyal medyada gençlerce tüm detayları ile ‘Tİ’ye alındı. Biz de katkı sunalım;

CHP’li yöneticilerin ve kurmay ekibin ortaokul, lise ve üniversite yaşamındaki İnkılap Tarihi dersine ait sınav kağıtları incelenmelidir.

İnkılap Tarihi ders notlarına okumaya devam edelim;

Sakarya Savaşı, Türk tarihinin son savunma savaşıdır. Savaş, Ankara’ya 60-70 km. mesafedeki batı ilçeleri Haymana ve Polatlı hattında cereyan etmiştir. Savaşa adını veren Sakarya, şehir olan Sakarya değil, nehir olan Sakarya’dır.

Türkün bu son savunma savaşı, Sakarya Savaşı’nda büyük hezimete uğrayan Yunanistan saldırı kapasitesini kaybetmesi ile işgal etmeye çalıştıkları Anadolu’da tutunmak için savunma hatları oluşturdu. Ama Büyük Taarruz sonrasında Anadolu’yu terk etti. Lozan ile de Anadolu coğrafyasında varlığımız düvel-i muazzama tarafından kabullenildi. Biz de Düvel-i Muazzama’ya ‘Yurtta Sulh, Cıhanda Sulh’ diyerek Anadolu coğrafyası dışındaki coğrafyalarımız ile ilgilenmeyeceğimize dair taktiksel söz verdik. Bütün darbecilerin ilk bu sözü söylemelerinin ardından yatan gerçek budur. Bazıları bu taktiksel sözü stratejik zannetse de uluslararası konjuktur fırsat verdiğinde devlet aklımızın gereğini yaptığını Lozan’dan 15 yıl bile geçmeden Hatay’ın yurt topraklarına dahil edilişinden biliyoruz. Hatay, 1938’de askeri tatbikat ve diplomasi ile Anavatana katıldı. Eğer bu mümkün olmasaydı Hatay, Suriye’de kalacak ve kan coğrafyasına dönecekti.

1974’de Kıbrıs Barış Harekatı ile Kıbrıs fethedildi ve adaya barış geldi. 1974’den beri bayrağımıza kirli ellerini uzattığı için bayrak direğinde alnından vurulan Sampson’dan başka 1 kişinin bile burnu kanamadı.

Sonra Bosna ve Kosova; bugün bu evladı fatihan coğrafyasında göreli bir huzur var ise arslanlarımızın 1994’den beri bu coğrafyada bulunması sayesindedir.

Suriye, Türkiye sınırı boyunca 30-35 km’lik derinlikte oluşturulan Mehmetçiğin koruduğu coğrafya, Suriye’nin tek güvenli bölgesidir.

Geçen yıl da arslanlarımız Karabağ’da idi. Yıllardır esir olan bu coğrafyayı da Mehmetçiğimiz istiklaline ve huzura kavuşturdu.

Sakarya, Savaşı ile Türk tarihinin dönüm noktası idi.

Tam 101 yıl sonra Sakarya, gafı ile siyasi tarihimizin dönüm noktası oldu.

Bazılarının tarih bilgisi eksik olabilir, diye anlatmaya çalıştık.

İkinci büyük flaş başlık CHP Genel Başkanı’nın kardeşim dediği Genel Başkan Yardımcısı Bülent Kuşoğlu’ndan geldi.

"6'lı masada Kılıçdaroğlu'nun adaylığına karşı çıkan yok. Kılıçdaroğlu dışında aday çıkarmak masanın dağılması anlamına gelir." açıklaması ile 6’lı masaya lider biziz dedi, ayar verdi.

Masaya dahil olmadığı algısı üretilmeye çalışılan ama masanın lider partisi tarafından bakanlık verilen HDP’nin desteği olmaksızın 6’lı masanın ne cumhurbaşkanı seçme, ne de meclis çoğunluğu sağlama potansiyelinin olmadığını da biliyoruz.

6’lı masanın İYİ Parti dışındaki partilerin masaya yeterli oy desteği sağlayamadığına dair analizleri hepimiz okuyoruz. %1-2’yi geçmeyen oyları ile % 25’lik partinin eşitler arası ilişki modelini uzun süre taşıyamayacağı belli idi.

Peki CHP, bu partilere neden tahammül ediyor?

CHP’nin 28 Şubatla özdeşleşen hard-seküler kimliğini maskelemek için 6’lı masanın muhafazakar/mütedeyyin partilerine ihtiyacı var. Masanın asıl işlevi budur. Bu amaçla Erbakan Hocama söyledikleri yaptıkları görmezden gelinerek Necmeddin Erbakan Anma Programlarında CHP’li yöneticiler boy göstertildi. Muhafazakar/mütedeyyin kitlelere 28 Şubat sürecinde yaşananlar unutturulmaya çalışıldı, hafıza silinmeye çalışıldı. Ardından ‘Helalleşme’ mottosu ile 28 Şubatın mağduru kitleler ile doğrudan temas kurulmaya çalışıldı. Süreç seçime kadar uygulanmak üzere iyi kurgulanmıştı.

Kurgudaki aklın düzeyi ile Sakarya Savaşı’ndaki gafı yapan kurmay aklın düzeyi arasındaki ters yönlü ilişki dikkate alındığında bu süreç tasarımının Made in USA olması muhtemeldir.

Ancak ‘bütün hesaplar bir hesabın karşısında aciz kalır.’ hikmeti yine tahakkuk etti. Gülşen ismindeki sanatçı müsveddesinin sahnede önce LGBT propagandası yapması, ardından imam hatiplere hakaret etmesi bütün maskeleri düşürdü. Fabldaki eğitim ile insan gibi davranan kedinin fareyi gördüğünde gerçek kimliğini hatırlaması gibi Gülşen’in açıklamaları da CHP’ye kendi kimliğini hatırlattı, tüm taktiksel rollerini unutturdu. Gülşen, imam-hatiplere hakareti sonrası tutuklandı. Seküler çevrelerdeki tepkiye CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu da yargıya müdahele bahasına ‘serbest bırakın’ açıklaması ile dahil oldu.

Kedi, kedi olduğunu hatırladı, maske düştü.

‘Helalleşme’ mottosunun samimi, içselleştirilmiş vicdani bir özeleştiri olmadığı, seçim sürecine yönelik bir propaganda dili olduğu anlaşılınca 6’lı masanın muhafazakar/mütedeyyin partilerine ihtiyaç kalmadı.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun kardeşim dediği Genel Başkan Yardımcısının bu manşet açıklaması, masaya oy desteği olmayan partilerin itibarsızlaştırılıp, değersizleştirilerek ya masanın edilgen bir unsuru olmaya ya da masadan ayrılmaya zorlayan bir açıklamadır.

5 Eylül’de kaleme aldığımız yazımız ile analizimizi sonlandıralım;

6’lı masanın mütedeyyin/muhafazakar partileri, CHP’yi iktidara taşıma misyonundan azade olabilse idi yapacakları eleştirilerin siyasal karşılığı büyük olacaktı. Halbuki masanın muhafazakar/mütedeyyin partilerinin bağımsız çizgisine Türkiye o kadar muhtaç ki…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.