Yoklar Köylü Salih

Zaman bir umman, ömür bir gemi. Kader rotamız, akıl ve duygu kaptanlarımız. Ve ne kadar yol alırsak alalım ilk çıktığımız kıyıyı unutamayız. Duygularımız, düşüncelerimiz, konuşmalarımız, anlattığımız hikâyeler hep o çıktığımız kıyıdan mayalanır ve oradan beslenir. Arkamıza bakar dururuz “acaba o kıyıyı görebilir miyim?” diye. Çocukluğumuz, gençliğimiz o kıyıdadır çünkü. Kirlenmemiş bir yürekle hissettiğimiz dünya ömrümüzce bizim masalımız olarak içimizin coğrafyasında dolaşır durur. Bazen fırtınalar kopar denizimizde, bazen sisten hiçbir şey göremez oluruz karşımızda. İşte o zor zamanlarda hissettiğimiz güç o masaldan gelir ve bizi daha sağlamlaştırır bizi. Yanlıştan uzak durmayı, harama el uzatmamayı, kötünün yanında yer almamayı becerebiliyorsak, bilelim ki çıktığımız kıyının bize aşıladığı inançtandır.

Elimde Tayyar Yıldırım’ın Uçurum adlı hikâye kitabı var. Yıldırım daha önce bir şiir kitabı çıkarmıştı, şimdi de bu hikâyeleri kitaplaştırmış. İyi de yapmış. Zira hikâyeleri bir hayat dersi niteliğinde kaleme almış. Çocukluğunun ve gençliğinin köyünden bin bir çiçekten devşirip getirdiği rayihaları gönüllerimize üflemekte satır satır. Zor hayat şartlarına, yoksulluğa nasıl bir tevekkülle karşı konulduğunu, direnildiğini ve o yoksunluklar içerisinden yaşama sevincini yitirmeden nasıl geçildiğini sanki gözümüzle görebiliyoruz bu kitabın sayfalarında. Annenin, babanın, arkadaşların, komşuların ve orada yaşayan her insanın bambaşka cevherler taşıdığını, toplumun düzeni içinde ayrı ayrı roller üstlendiğini ve hayatın her türlü mihnetine karşı beraber, sırt sırta, omuz omuza vermenin güzelliklerini görüyoruz. Bir öküzün, bir eşeğin, koyunun kuzunun, keçinin oğlağın insan için ne kadar değerli olduğunu adeta hikâyelerin içine girerek yaşıyoruz. Marketten süt, yumurta, et alan çocuklar, gençler bunların nereden geldiğini, nasıl elde edildiğini yine Tayyar Yıldırım’ın bu kitabında bir gezintiye çıktığında göreceklerdir.

Şimdilerde okul servisleriyle okullarına gidip gelen öğrenciler de mutlaka okumalı Uçurum’u. Zira Yoklar Köylü Salih’in hayatı çetin mücadeleler içinde geçiyor. Sadece bir hikâyesinden alıntı yaparak bu mücadelenin ne kadar zor olduğunu, hiç değilse hissettirmek istiyorum:

Yıllar çok çabuk geçti. Salih İlkokulu birincilikle bitirdi. Öğretmeninin ve babasının teşvikiyle, devlet parasız yatılı okul sınavlarına katılmaya karar verdi.

O tarihe kadar okumak maksadıyla köy dışına çıkmış sadece iki kişi vardı. Birisi Salih’in amcasının oğlu Mevlüt Abisi idi. Mevlüt, köyde ilkokul bile yokken çevredeki üç köyde ilkokulu çok zor şartlarda bitirmiş ve İzmir’de ortaokul lise öğrenimine başlamıştı. Yine Salih’in dayısı Karaman’da bulunan bir lisenin devlet parasız yatılı sınavlarını kazanmış ve orada okuyordu.

Salih de tarihi boyunca köyden öğrenim maksadıyla dışarıya çıkan üçüncü kişi olacaktı.

Sınav kayıt günü gelip çattı. Kayıt yaptırmak için önce yaya olarak nahiyeye, sonra da otobüs ile ilçeye gidecekti. Köyünde, nahiyeye gidecek traktör dahi yoktu. Gece saat 03.00’de babası ile birlikte kalktılar ve köyün üstündeki tepeye kadar yürüdüler. Bir müddet sonrası babası Salih’e dönerek, “oğlum biliyorsun benim seninle gelme imkânım yok. Hayvanlarımız evde yiyecek bekliyor. Onları dağa götürmem lazım. Ben buraya bir ateş yakacağım. Eğer korkarsan, dön ve ateşe bak. Bu şartlarda tek başına gidebilir misin?” diye sordu.

Köyden nahiyeye yaya bir saatte gidilebiliyordu. Bugüne kadar kurduğu hayallerin gerçekleşmesi, bu zor bu zor şartlarda nahiyeye ulaşmasına bağlıydı. Geceydi, korkuyordu. O yaşta bir çocuğun yapabileceği bir şey değildi bu. Ama imkânsızı başarmak zorundaydı. Bütün cesaretini toplayarak, babasına döndü ve titrek bir sesle “giderim babacığım” dedi.

Babası ağlayacak gibi oldu. Boğazına bir şey düğümlendi ama belli etmedi. Eğildi ve Salih’in yanağından öptü.

“Oğlum hiç korkma. Ateşi hiç söndürmeyeceğim” diyebildi.

Salih o gece ne yaptı? Nahiyeye varabildi mi? Okuma hayallerine erişebildi mi? Bu soruların cevabı Tayyar Yıldırım’ın Uçurum adlı hikâye kitabında. Benim anlatmak istediğim dünün çocukları, gençleri, yani bugünün babaları, dedeleri, anneleri nineleri çetin sınavlardan geçerek geldiler bugünlere. Buna rağmen zamanı güzelleştirerek yaşadılar ve bugüne ahlaklı, dürüst, saygılı evlatlar yetiştirdiler. O yüzdendir ki bizim yaşımızda olanlar daima maziyi özlemle anmakta, zamanın behrine doğru gönül merdivenleri indirmekteyiz. Ayrıldığımız o kıyıyı unutamıyoruz. Hele ki çağın yakıcı manzaralarına alışmamız mümkün görünmüyor.

Sevgiyle kalın.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.