Amacınız Üzüm Yemek mi, Bağı Talan Etmek mi?

Yine, klişeler ve sloganlar sarmalında, bir Ramazan'ı Şerife daha başlamış bulunuyoruz. Her Ramazan'ın, klişe konularından bir tanesi, son zamanlarda amacı üzüm yemek değil, bağı talan etmek isteyen bir takım kimselerin ortaya attığı iddialar. İlaveten amacı, bağın üzümünü şarap yapmak olan bir takım kimselerin/medyanın da köpürtmesiyle Ramazan'a imsak vakti tartışmaları ile başlıyoruz. Ülke içinde imsak-iftar vakit hesaplaması konusu Müslümanları meşgul ederken; sınır dışına çıkıp Müslüman ülkeler arasında da, Ramazan'a başlama günü konusunda ihtilafların (ihtilaf-ı metâlî) yaşandığını görüyoruz.
 
Türkiye özelinde farklı cemaatler, cemiyetler, tarikatlar, STK'lar bir anlamda kendi kitleleri üzerindeki hakimiyetlerini devam ettirebilmek adına, "siz farklısınız" psikolojisini bireyler  üzerinde sıcak  tutabilme adına, kendilerine göre takvim ve imsakiye hazırlıyorlar. Tabii bu hazırlanan takvim ve imsakiyeler de özellikle Ramazan'da imsak ve iftar saatleri arasındaki farklar dikkat çekiyor. Herkes kendi takvimine göre Müslüman...
 
Bazı gruplar, kendi takvimlerinin doğruluğunu ilmi açıdan izah edemediklerinden, ispatlayamadıklarından dolayı, "Diyanet Takvimi"ni hedefe koyarak, eleştirerek, muhataplarına, müntesiplerine, tâbilerine sinyal yakıyorlar. Kendi meşruiyetlerini ötekine saldırarak ispatlamaya, kendi varlıklarını diğerini düşman görerek göstermeye çalışıyorlar. Bu tam bir eziklik psikolojisi ve dar bir kafa yapısının yansımasıdır.
                                                                
Bu mezkûrun ileyh güruhlar tarafından, "Diyanet Takvimleri"ne yönetilen iki tür eleştiri veya saldırı var. Birincisi: İmsak vaktinde temkin uygulaması kullanmayarak, Diyanet'in insanların orucunu tehlikeye attığını iddia ederek, kendi takvimlerinde imsakı 10-20 dk daha erken başlatanlar. İkincisi: Diyanet'in imsak vaktinin çok erken olduğunu, dolayısıyla fazla oruç tutturduğunu iddia edenler.  "Temkin vaktini kaldırdı" şeklindeki eleştiri sahiplerinin takvimlerinde imsak vakti diyanet takviminden yaklaşık 15-20 dk daha önce verilmektedir.  İkincilerin takvimlerinde ise imsak, yaklaşık 50-55 dk geçtir. Fakat ne kadar  ilginçtir ki; Diyanet'in imsak vaktinin erken olduğunu söyleyerek, neredeyse güneş doğuncaya kadar oruca başlamayan, müntesiplerini başlatmayanlar, Diyanetten yaklaşık 20 dakika daha önce oruca başlayanları eleştirmeyip, Diyanet'i eleştiriyorlar. Çünkü hem geç başlatıyor diyenlerin, temkin vakti olmamasını eleştirenlerin, hem de fazla oruç tutturuyor diyenlerin, anlıyoruz ki; amacı üzüm yemek değil, bağcıyı dövmek, bağı talan etmek.
 
Peki bağcıyı dövmek isteyenler, bu değerlendirmelerinde ne kadar haklılar? İmsak vaktinin hesaplanması Diyanetle beraber veya 1983'te başlamış bir gelenek değil. Namaz vakitlerinin hesaplarla belirlenmeye başlaması hicri 3. asra kadar dayanmaktadır. Bu dönemden itibaren Müslüman astronomi alimleri vakit hesaplamaları yoluyla fecr-i kazibi, fecr-i sadık-ı ve diğer namaz vakitlerini tespit etmişlerdir. İslam dininde ibadetlerin vakitle mukayyet olması, İslam Aleminde astronomi biliminin gelişmesinde en önemli etken olduğunu da söylememiz gerekiyor. Fecr'i belirlemek için esas alınan kriter, Diyanet İşleri Başkanlığı'mızın da esas aldığı kriter, 18° derece astronomi açısıdır. Bu, 1949'dan 1983 tarihine gelinceye kadar, daha ihtiyatlı olsun diye, temkin vaktini de, yani Müslümanların orucuna, namazına zarar gelmesin diye ihtiyat vaktini de gözeterek 1949'dan 1983'e kadar 19° derece esas alınmıştır. Ancak 1982 yılında, rasat imkanlarının gelişmesi ve İslam'ın kolaylaştırma ilkesi doğrultusunda temkin ihtiyat vakti kaldırılarak 18° derece esas alınmıştır. Burada dikkatinizi çeken husus, 11 ay boyunca, "bilim bilimbilim" diye milletin ensesinde boza pişirenlerin, vakit hesaplamasında bilimsel verileri dikkate almayıp, amacı bağı talan etmek olanların kendi zihinlerine göre oluşturdukları şâz görüşleri köpürtme noktasına gittiklerini görüyoruz.
 
Günümüzde, İslam dünyasının neredeyse tamamının, özellikle dönenceler arasındaki coğrafyalarda 18° derece astronomi açısını esas alarak vakit hesaplamasında bulunduğunu bilmekteyiz. Ki; hicri 3. asırdan itibaren de esas alınan ölçü budur. Dönenceler dışında kalan, kutuplara yakın bölgelerde, 12° balıkçı açısı veya farklı hesaplama yöntemleri de uygulanmaktadır.  Ülkemiz özelinde, bu esas alınan ölçümün doğru olmadığını iddia edenler, aynı zamanda bütün dünya Müslümanlarıyla ve hicri 3. asırdan günümüze kadar yaşayan bütün Müslüman astronomi alimleri ile çelişmektedirler. Tarihten günümüze vakit hesaplamaları ile ilgili bir takım şâz görüşler de vardır. Ancak sorumluluk sahibi bir kurum, fetvaya esas olarak, en genel geçer, en ihtiyatlı görüşü tercih etmek durumundadır. Çünkü İslam birlik, beraberlik ve ümmet dinidir. Birliği, beraberliği bozacak uygulamalardan uzak durmak durumundadır.
 
Amacı bağı talan etmek olan bu gruplardan bir tanesinin, 2020 Ramazan ayı ile ilgili hazırladığı imsakiyede, Konya Karatay arz-ı için 26 Nisan tarihinde belirlediği vakitler şu şekilde:
 
Fecr-i kazib. 4.24, Onlara göre fecr-i sâdık yani imsak: 5.15. Sabah namazı sonu yani güneşin doğuşu: 05.54. Öğle: 12.50. İkindi: 16.34. Akşam, yani iftar: 19.37. Yatsı: 20.21. Yatsı namazı sonu: 21.12. Burada dikkatimizi çeken husus Diyanet İşleri Başkanlığı'nın takviminde imsak 4.23. Yani bu STK'nın, fecr-i kazib dediği saatin 1 dakika öncesi Diyanet'in takviminde fecr-i sadık. Bu STK'nın fecr- sadık dediği vakit ise 05.15. Yani, bu vakte kadar, yemeye içmeye devam ediyorlar anlamına geliyor. Güneş, yani sabah namazı sonu 05:54. Öğle ve ikindi de de üçer dörder dakikalık artı eksi sapma var. İftar vakti, Diyanet'in saatinden 6 dakika önce. Yatsı, 14 dakika sonra. Ama asıl tuhaflık yatsı ezanından 51 dakika sonra yatsı vaktinin sona erdiğini ifade etmeleri. Dolayısıyla yatsı ile sabah namazı arasında yaklaşık 8 saatlik bir mühmel/namazsız boşluk vakit oluşturmuş olmaları. Halbuki bütün İslam dünyasında öğle ile ikindi, akşam ile yatsı, yatsı ile sabah namazları vakitleri arasında mühmel vakit yoktur. Vaktin biri çıkar, diğeri girer. Bu durum bile bu iddia sahiplerinin ilmî olmaktan ne kadar uzak olduğunu ortaya koyuyor. Çünkü eğer yatsı namazı başlangıcından 51 dakika sonra bitiyorsa;  "Şer-î Gece" dediğimiz ve İslam fıkhında, "şeytan taşlamadan" diğer bir takım ibadetlerin yapılmasına kadar uygulamalarda esas alınan tanımı, tarifi nasıl izah ediyorlar, o da ayrı bir konu?
 
Diyanet İşleri Başkanlığının, Ankara Üniversitesi Astronomi ve Uzay Bilimleri Fakültesi ile ortak bir proje yürüttüğünü de biliyoruz. Ankara Bala ilçesindeki 1500 rakımlı Beynam Ormanları, Bolu Gerede ilçesindeki 1900 rakımlı Arkut Dağı ve Türkiye'nin güneyinde deniz seviyesinde Mersin Anamur ilçesinde gözlem çalışmalarının bilimsel ve astronomik yöntemlerle yapıldığını biliyoruz. Bu iddia sahipleri geçtiğimiz yıllarda: "Efendim, Üsküdar'da falanca tepeye çıktık, gözlemledik." diye ekranlarda arz-ı endam etmişlerdi. Halbuki artık sûni ışıklardan -şehir ışıkları, otoban aydınlatmaları, araba farları gibi- kaynaklanan ışık kirliliği dediğimiz hadiseden dolayı, çıplak gözle fecr-i kazib ve fecr-i sadık tespiti yerleşim alanlarına yakın yerlerden mümkün gözükmemektedir. Kaldı ki, STK mensuplarının iddia ettiği gibi fecr-i sadıkın, 05:15 gibi bir saat olması, yani normal imsak vaktinden yaklaşık 50 dakika sonra olması mümkün gözükmemektedir. Zira havanın, bırakın beyaz iplik siyah iplikten; beyaz ipliği krem iplikten bile ayıracak kadar aydınlandığını görüyoruz.
 
Sırf farklılıklarını ortaya koymak ve kendi egolarını tatmin etmek için bilimsel rasatları inkar ederek, kendi iddialarından başka dayanağı olmayan ve test yapıldığında bile hem fıkhî açıdan, hem astronomi ilmi açısından sınıfta kalan, çuvallayan görüşlerin arkasına takılıp gitmek kimseye bir fayda sağlamayacaktır. Ancak ve ancak Müslümanlar arasındaki tefrikaların derinleşmesine sebep olacaktır. Kaldı ki, aralarında astronomik bir ayraç olmayan, insanların takdirine göre takrir edilen ikindi namazının ve yatsı namazının başlangıç vakitlerinde dahi, dini otoritenin veya siyasi otoritenin belirlediği vakti esas almak; İslam'ın ruhuna daha uygundur. Mesela ikindinin vakti olarak asr-ı evvel veya asr-ı sani uygulaması konusundaki dini otoritenin takdiri esas alınmalıdır. Kaldı ki; astronomik bir ayraç olarak güneşin batması, fecrin atması, güneşin doğması gibi vakit başlangıcı ve sonucunun sonundaki ihtilaflar Müslümanlara hiçbir şey kazandırmaktadır. Bu iddialarla gündeme gelen kimseler İslam ümmeti açısından, ümmet birliğini zedeleyen art niyetli kimseler olarak değerlendirilmelidir. Amacımız bağcıyı dövmek, bağı talan etmek değil, üzüm yemek olmalı vesselam...

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
8 Yorum