1. YAZARLAR

  2. Prof. Dr. Önder Kutlu

  3. ‘ÇÖZÜM SÜRECİ’ MECRASINDA İLERLİYOR
Prof. Dr. Önder Kutlu

Prof. Dr. Önder Kutlu

Yazarın Tüm Yazıları >

‘ÇÖZÜM SÜRECİ’ MECRASINDA İLERLİYOR

A+A-

Türkiye’de son otuz yıldır devam eden ‘kardeş’ kavgasının bitirilme aşamasına geldiğini ifade etmek için elimizde yeterli bilgi mevcut. Terör örgütü kısa bir süre içinde ‘silahlı’ mücadelenin bittiğini açıklarsa bizler için sürpriz olmayacak. Böylece örgüt tarihin ‘kirli’ sayfalarında yerini almış olacak. Ülke ve millet olarak çok çektik. Son otuz yılımızı kararttı. Sadece şehit ve gazi yakınlarımız değil, bütün toplum sıkıntı yaşadı.

Terör üzerinden çok manipülasyonlar yapıldı. Yurtiçinde ve dışında belli odaklar terör örgütünü ve mensuplarını kışkırtıp, kendi ‘dümen’ sularında ‘kullandılar’. Belli ülkeler bazen açıktan, bazen üstü kapalı bir şekilde teröre ‘çanak tuttu’. Bütün bunlar hepimizin gözü önünde cereyan etti. İbret ve hayretle izledik. Not ettik.

İçerideki ‘şebeke’ farklı kesimlerden oluşmaktaydı. Uyuşturucu ve silah kaçakçıları, feodal güç odakları ve asker, polis türünden ‘kirli’ memurlar bitmesini istemediler. ‘Bulanık suda balık avlama’ derdine girdiler. Mücadele görevi kendilerine tevdi edilenlerin bir kısmı ‘eder’ göründüler, ama etmediklerini biliyorduk. Güç simsarları toplumsal menfaatlerimizi savunur göründüler, ama savunmadılar.

Oysa Kürt – Türk – Laz – Çerkez – Pomak vd. herkes kardeşti, insanlar arasında hiçbir problem yoktu. Olmaması lazımdı. Zira Lozan Antlaşması tüm Müslüman unsurları ‘kurucu unsur’ olarak tanımlamış, ‘azınlıklar’ kavramı sadece farklı dinlerden olanlara münhasırdı. ‘Nereden çıktı bu bela’ dediğimiz terör hepimizi rahatsız etti.

Aradan geçen otuz küsur yıldan sonra bugün geldiğimiz noktada, terör örgütü ‘hiçbir yere varamayacağını’ anlamış durumda. Türkiye güçlendikçe, devlet içeride ve dışarıda etki alanını genişlettikçe birlik ve beraberlik fikri daha fazla ilgi çeker oldu. Destekçiler ‘desteği’ bırakmasalar da açıktan ifade de edemiyorlar. Çünkü ülke olarak hiç de iyi durumda değiller.

Oslo Görüşmeleri ile açık edilen görüşmeler bugün belli bir mecraya girmiş durumda. Devlet belli adımlar attı. Toplum Çözüm Sürecini kabullenmiş durumda. Artık mesele açık açık tartışılıyor. İnsanımız ‘kanı kanla yıkamazlar, suyla yıkarlar’ diye düşünüyor, yani rasyonel/arif. Belki duyguları başka şey söylüyor ama aklı en ‘uygun’ olana odaklanmış.

Haklı olarak toplumda bir merak var: Acaba gerçekten bitecek mi? Evet, bitecek. Bitmesi lazım. Terör örgütünün kolu-kanadı kırıldı. ‘Kobani’ öldürücü son darbe oldu. Bir günde 300 terörist IŞİD tarafından idam edildi. Genç, muharip gücün dermanı kalmadı.

Aslında en büyük darbe 2011 Güz aylarında vuruldu. Kışa girerken kışlık erzak ve malzeme depoları imha edilmişti. Kazan Vadisinde yaklaşık yirmi günde 1500 – 2000 civarında militan ‘bertaraf’ edildi. Devlet bunun ‘reklamını’ yapmadı. Birilerini ‘kışkırtmak’ istemedi. ‘Bertaraf’ zaten yeterince sevindirici bir haber idi. Bu tarihten sonra örgüt, devletten ‘sulh’ istedi. Görüşmeler asıl ondan sonra hız kazandı.

Bugün gelinen noktada örgüt için başka bir çare de görünmüyor: ‘Ya bitecek, ya bitecek’. Kandil ekibi yaşlandı, mecali kalmadı. Aslında ‘çözüme’ çok da hevesli değiller ama elleri mahkûm.

Toplumda yaygın soru şu: Bunlara ne verildi? Ne vaat edildi? Kanaatimce hiçbir şey. Ne verilebilirdi ki? Anadillerini konuşabiliyor, eğitim alabiliyorlar; kendi seçtikleri yerel yöneticiler kendileriyle ilgili konularda karar verebiliyor; toplum ‘Kürt realitesini’ tanıdı; bölgeye ciddi devlet yatırımları yapılıyor; genel anlamda özgürlük seviyesinde bir artış mevcut.

Toplumu kışkırtmak isteyen mihraklar kabullenemeyeceğimiz şeyleri ortaya atıyorlar. Yok, efendim Apo affedilecekmiş; Milletvekili olacakmış; Apo ‘Efendi’ denecekmiş kendisine. ‘Kendinizi onun yerine koyun’ demiyorum, Allah kimseyi onun yerine koymasın. Yaptıklarının hesabını öteki dünyada verecek zaten. Ama düşünün ki serbest kaldı, düşünün ki milletvekili oldu. Sokaklarda, TBMM koridorlarında ve toplumun arasında rahatça dolaşabilir mi? Can güvenliğini kim garanti edebilir.

Bugün İmralı’da devletin askeri, jandarması koruyor onu. Ankara’da veya Diyarbakır sokaklarında korunabilir mi? Polis, jandarma, güvenlik görevlisi veya sıradan bir kişi çıkar ve ‘hakkını avucuna verir’.

Peki, ne olacak? İmralı adası zaten hizmetinde. Ultra milyarderler Akdeniz’de ada satın alıyorlar. Bugünlerde satılık Yunan adalarına müşteri çokmuş. Bu kişi milyarder değil, ama bir adası var. Çözüm döneminde hısım-akrabasına İmralı’da yaşama izni verilmesi halinde daha başka bir talebi olacağını zannetmiyorum.

Seçim dönemi yeni yeni kızışıyor. Yakında partiler meydanlara inecek, vatandaştan oy isteyecek. Bu bir kehanet değil, tahmin: Mart ayı sonlarına doğru, muhtemelen Nevruz’da terör örgütü silahlı mücadelenin bittiğini açıklayacak. Silahlı eyleme katılmayan terör örgütü mensupları silahlarını bırakarak, uzunca süredir yürürlükte olan Etkin Pişmanlık Yasasından yararlanmak için güvenlik kuvvetlerine teslim olacaklar.

‘Silah bırakma’ kararı HDP’nin ve Ak Parti’nin ‘yelkenlerini’ şişirecek. Bu karar iki taraf için de olumlu etki yapar. Ak Parti Anayasayı değiştirecek çoğunluğu elde edebilir.

HDP seçime bağımsız adaylarla değil, parti olarak girer. Kamuoyunun merak ettiği soru da cevabını bulmuş olur. Doğu ve Güneydoğu halkı ‘barış’ istiyor. Turizm, hayvancılık sektörlerindeki gelişmeler ve yapılacak daha fazla kamu yatırımı ile bölge ekonomik ve sosyal anlamda patlama yapar.

Bu bir ‘senaryodan’ ziyade, eldeki veri ve bilgilerle yapılan bir analiz. Herkes için en iyisi bu.

Toplum bu haberi bekliyor. Bizler de bu habere hazırlıklı olsak iyi olur.

Ama, provokasyonlara dikkat!

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT