1. YAZARLAR

  2. Doç. Dr. Fatih Mehmet Öcal

  3. AB(D) VE PARADOKS POLİTİKALAR
Doç. Dr. Fatih Mehmet Öcal

Doç. Dr. Fatih Mehmet Öcal

Yazarın Tüm Yazıları >

AB(D) VE PARADOKS POLİTİKALAR

A+A-

Gelişmelerin seyrine ekonomi penceresinden bakıldığında, yakın, orta ve uzun dönemde küresel büyümenin özellikle gelişmiş ülkeler kaynaklı yavaşladığı, gelişmekte olan ülkelerin yapısal sorunlarının çözülememesi nedeniyle de istikrarsızlığa gebe bir durum meydana getirdiği açıktır. Yirmi birinci yüzyılda ekonomik ve siyasi istikrarın birbirini tetiklediği, sebebi ve sonucu olduğu artık çok daha net bir şekilde anlaşıldı. Hatta bazen siyasi ve iktisadi gelişmelerden birinin diğerine karşı öne çıktığı durumlarda ise, etkileşim daha güçlü ve sonuçları da, daha sert bir şekilde görülmektedir. İster dünya, ister ülkemiz, ister bölgesel ölçekte bakıldığında, siyasi kararların ve etkilerinin, ekonomiye göre daha baskın bir durum arz ettiği günleri yaşıyoruz. Gelişmiş ülkelerin hedefledikleri ekonomik sonuçlara ulaşmak için, uluslararası hukuk ve insan hakları kurallarını bile hiçe sayma pahasına kararlar alabilmekte ve şayet söz konusu ülkelerin çıkar hesaplarında birbirleriyle çatışmaması halinde ise, ortak hareket etmekten de kaçınmamaktadırlar. Orta doğu üzerinde hesapları ve çıkar birlikteliği olmasından dolayı örneğin AB ülkeleri ve ABD’nin, terör örgütlerini desteklemesine ABD, AB ülkeleri ve dünyanın önemli bir kısmının sesi çıkmamakta, sağır dilsizi oynamaktan çekinmemektedirler. Irak’ın işgal edilmesi, Suriye, Libya, Yemen ve Sudanda meydana gelen olaylarla Orta Doğu’nun yıllardır süren kaos ve çatışma alanı olması, gelişmiş ülkelerin gücü ellerinde tutma düşüncesi ile, dünyayı kendi arzularına göre dizayn etme çabalarının sonucudur ve bütün mesele budur. Barış, sevgi, insan hakları, demokrasi gibi evrensel kavramları dünyaya servis edip, ancak uygulamada savaş, çatışma, ortamının oluşması için her türlü girişimi yapmaktan çekinmeyen ABD ve AB’nin başını çektiği bir dünyadan, kalıcı huzurun ve istikrarın sağlanmasını beklemek, ancak hayalden öteye geçmeyen bir beklentidir. Gelecek; emir alan değil emreden, başkasından yardım dileyen değil kendi ayakları üzerinde durabilen, bu büyük resmi, doğru anlamayı, okumayı ve gereği gibi yorumlayan ülkelerin olacaktır. Bu gerçeği bilip kabullendikten sonra her ülke geleceğine güvenle bakabilmesi için, kendine has iktisadi, sosyal, kültürel, demokrasi koşullarını, kendi toplumsal yapısına uygun bir şekilde harmanlamayı başarmak zorundadır. Değilse ülkelerin kalıcı, istikrarlı ve sürdürülebilir iktisadi refahın tesis edilmesi olanaksızdır.

          Dünyanın terör odaklı sorunlar yumağıyla stres içinde boğuşması, ekonominin alacağı yolu ve yönü belirlemede etkili olan faktörlerin başında gelmektedir. Geleceğin belirsizliği, bir yandan ülkelerin kamu yatırımları ve harcamalarıyla tüketicilerin tasarruf fazlalarını değerlendirme aşamalarında harcamalarını kısmaları şeklinde sonuçlar doğururken, diğer yandan reel ekonominin geliştirilmesi amaçlı değil de altın, döviz, arsa, gayri menkul gibi kısa vadede yüksek kazanç sağlama amaçlı spekülatif alanlarda değerlenmesi sonucunu ortaya çıkarmaktadır. Ekonomilerin böyle bir konuma gelmesi, hem dünya ekonomisini stagnasyona sokmakta hem de ülkeleri istikrarsızlığa ve yapısal sorunların kucağına itmektedir. ABD ve AB kaynaklı siyasi kararlarının yol açtığı kriz ortamının etkisi altında kaldığından, Türkiye açısından konuya yaklaştığımızda, normal şartlarda olumlu sonuçlar vermesi gereken ekonomi politikaları, beklentilerin oldukça altında kalmaktadır. Örneğin Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin (TOBB) açıkladığı veriye göre Mayıs ayında firma sayısı, %3,07 azalarak 6158 olarak gerçekleşti. Hükümet kurmayları tarafından açıklanan ve uygulamaya konulan bir çok ekonomi ve reform paketlerine rağmen, firma sayısının azalması, yıllık büyüme hızının 2016 yılında %2.9 gerçekleşmesi, işsizlik ve enflasyonun oranının %12’ler düzeyinin altına indirilememesi, ABD’nin, AB’nin, Japonya’nın, Çin’in FED, ECB ve adı geçen ülke merkez bankalarının parasal politikalara rağmen bir türlü beklenen büyüme atılımını gösterememesi boşuna değildir. Dünya üzerinde barış ortamı sağlanamazsa, sadece gelişmekte olan ülkelerin değil, gelişmiş ülke ekonomilerinin de istikrarlı ve sürdürülebilir bir büyümeye kavuşması düşünülemez. ABD ve AB ülkelerinin salt çıkarları için saldırı ve kaos politikalarını terk etmesi, kendileri kadar tüm ülke ekonomilerinin de lehine olacaktır.

           

          Soru: Günümüzde kapalı ekonomik yapı mümkün mü? Neden? 

          Sözün Gözü: Kişi iki şekilde anılır, ya anasıyla yada anısıyla.       

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

1 Yorum