1. YAZARLAR

  2. Prof. Dr. Önder Kutlu

  3. ‘Beş’ Değil ‘Bir’ Dünyadan Daha Büyük
Prof. Dr. Önder Kutlu

Prof. Dr. Önder Kutlu

Yazarın Tüm Yazıları >

‘Beş’ Değil ‘Bir’ Dünyadan Daha Büyük

A+A-

Cumhurbaşkanı Erdoğan geçen hafta BM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada “Beş dünyadan daha büyük değil” dedi. Bu, yürürlükteki BM sistemi uyarınca tam doğru değil. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde görev yapan beş daimi üye olan ABD, Rusya, Çin, İngiltere ve Fransa Sistem’in patronu. Ben daha uç ve daha doğru bir şey söyleyeyim: ‘Bir dünyadan büyük’.

İki söylediğimizi irdeleyelim. Peki, kim bu ‘bir’. Tabii ki Amerika Birleşik Devletleri. Nereden mi çıkarıyorum? 1945 yılında kurulan Birleşmiş Milletler bu devletlerin hâkimiyeti ve ABD’nin patronluğu üzerine kurulu. Aslında diğer devletler ABD’ye ‘destek’ sağlama noktasında önemli, yoksa günü ve vakti geldiğinde onlar da göz ardı edilebilir.

Açıklayayım…

İkinci Dünya Savaşı ABD’nin müdahalesi ile bitirilebildi. Yoksa müttefiklerin Almanya ve Japonya’nın hakkından gelmesi mümkün değil idi. 11 Eylül vari bir müdahale olan Pearl Harbour Baskını yapılmasa idi ABD’nin izolasyonist politika, yani ‘kimseye karışmama, kimseyi de karıştırmama’ politikası yürürlükte idi. Ama zaman zaman ABD kamuoyuna ‘ayar’ verilir. Bu 11 Eylül 2011’de de yapıldı. Bugün IŞİD dolayısıyla da yapılıyor. 2000’de ‘kimseye karışmam, kimseyi de karıştırmam’ diyen George W. Bush kendini kısa süre sonra ‘hiç bitmeyecek bir savaş’ içinde buldu. Ya da göreve gelir gelmez kendisine Nobel Barış Ödülü tevdi edilen Obama bugün IŞİD nedeniyle nerelere gidiyor? Başkanlara bile ayar verilir…

1945 sistemi ABD’nin hâkimiyetinde kuruldu. Dolar dünya parası, IMF, Dünya Bankası ve Dünya Ticaret Örgütü sistemin mekanizmaları olarak düşünüldü. Aslında NATO türü askeri bir yapılanma düşünülmemişti ama Stalin gibi bir ‘deli’nin çıkıp, 1946 yılında Berlin’in Doğu kısmını Batısından ayırmak suretiyle Soğuk Savaş’ı başlatınca ABD ek tedbir olarak askeri bir sistem kurma yoluna gitti.

ABD dünyaya verdiği sözle doları dünya parası yaptı: ‘ben Federal Rezerv’ Bankası kasasında, yani ABD Merkez Bankası’nde tuttuğum her bir ons altın için 35 dolar basmayı taahhüt ediyorum’ dedi. ‘Siz de benim paramı güvenle kullanabilirsiniz’. O nedenle Amerikan doları üzerinde yazılı olan ‘In God We Trust’ yani ‘Sadece Tanrıya Güveniriz’in orijinali ‘In Gold We Trust’ yani ‘Sadece Altına Güveniriz’ idi. Sonradan altın kelimesinden ‘l’yi düşürerek Tanrı kelimesini Altın’a çevirdiler.

1960’lı ve 70’li yıllarda dünya ekonomisi öngörülenden daha fazla büyüyünce kasada yeteri kadar altın bulundurmak da imkânsız hale geldi ve altın karşılığı sisteminden vaz geçtiler.

IMF ve Dünya Bankası gibi kuruluşlar da Amerikan hâkimiyeti altında. Nereden biliyoruz? Şuradan: bu kuruluşlar tarafından bir ülkeye borç verilebilmesi, kredi açılabilmesi için hissedarlarının % 85’inin onayına gerek duyulur. Ama ne tesadüf ki ABD’nin hissesinin oranı birinde % 16 diğerinde de % 17. Pratikte tüm hissedarlar evet dese bile, ABD’nin hisse yapısı nedeniyle kredi çıkarılamaz.

Öte yandan, BM bu sistemin ‘bel kemiği’. Dünyanın herhangi bir coğrafyasında bir uluslararası örgüt kurulacağı zaman öncelikle şunu deklare etmesi istenir: ‘Birleşmiş Milletler sistemine sadık kalacağım’. Yoksa o örgüt ‘illegal’ ilan edilir. Öyleyse ‘tüm yollar’ BM’e çıkıyor.

Güvenlik Konseyi’nde bu beş üyenin ‘veto’ hakkı var. Nasıl oluyor? Şöyle: Herhangi bir oylamada ‘ben veto ediyorum’ demelerine gerek yok. Eğer beş üyeden biri Güvenlik Konseyi’nde olumsuz oy kullanır ya da ‘çekimser’ kalırsa veto etmiş sayılırlar. Yani ‘hayır’ bile demelerine gerek yok. İlla ‘Evet’ demeleri lazım.

Birleşmiş Milletler nerede? New York’ta. New York ise Yahudi sermayesinin güdümünde ve ABD’nin egemenliğinde. Hatırlayanlar çıkar. Vaktiyle Yaser Arafat BM Genel Kurulu’nda konuşma yapmak istemişti de ABD vize vermediği için ABD’ye gidemedi ve BM Genel Kurulu’nda konuşma yapamamıştı.

‘Tamam’ anladık, ‘beş dünyadan büyük’ de ‘bir nasıl büyük oluyor’ derseniz? Cevap basit. Vaktiyle 1950 yılında Kuzey Kore birlikleri 38. Paraleli geçip, Güney’i işgale başlayınca, olayda sorumluluğu olduğu Çin’in temsilcisi Güvenlik Konseyi toplantısına alınmamıştı. Sovyet temsilci de bunu protesto edince, Güvenlik Konsey’inden Kore’ye müdahale kararı çıkarılmıştır. Yani, New York trafik polisi toplantıya katılmak üzere arabasıyla seyahat eden diplomatları herhangi bir nedenle önemli bir toplantı sürerken bir süre ‘misafir’ etse toplantılara katılamazlar. Böylece ‘bir’ dünyadan büyük hale gelir.

Diğer ülkeler bir anlamda ‘konu mankeni’. Sistemcilik oyunun parçaları. Kimi kandırıyorlar Allah’ın aşkına. BM ve ‘meşru güç’ kavramları hikâye. Bu nedenle öncelikle ABD tahakkümü sorgulanmalıdır. Diğer ülkeler ABD ile beraberce değerlendirilmelidir.

Uzunca süredir Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Davutoğlu’nun kullandıkları dil bu noktada önemli: Dünya sisteminin tam kalbine bir neşter anlamına geliyor. BM sistemini sorgulamadan dünyadaki eşitsizlikleri, adaletsizlikleri anlamamız ve onlarla mücadele etmemiz mümkün olmaz.

Bu uzun süre devam edemez. Gezi olayları ve 17 Aralık süreci ile hükümet düşürülebilseydi konu ‘çözülmüş’ olacaktı. Yapamadılar. Yapamayacaklar da. Bundan sonra ne olur: Kanaatim ya Türkiye’nin ağzına bir parmak bal çalarlar ya da ‘bal’ sofrasına davet ederler. Erdoğan çıkmış BM Genel Kurulu’nda haykırıyor. Hem de kitabın tam ortasından. ‘Bir parmak bal’ belki Abdullah Gül’ün Genel Sekreter olarak atanması ile olabilir mesela. Ganalı, Koreli, Mısırlı Genel Sekreter oluyor da Türk neden olmasın?

Bal sofrasına davet 2023 vizyonu gerçekleşirse olur. Türkiye biraz daha güçlenince yani. O zaman da muhtemelen Güvenlik Konseyine Almanya, Japonya ve Türkiye’yi daimi üyeliğe getirerek yaparlar. Bunlar hayal değil. Benden söylemesi. Türkiye oralara gidiyor. Daha önce söylediğimizi tekrarlayalım: ‘Sizi yıkamayan rüzgâr sizi kuvvetlendirir’. Türkiye’nin kuvvetlendiğini görüyorum.

Yeni Türkiye bunları da söylüyor….

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT