1. YAZARLAR

  2. Hamdi Bağcı

  3. Gaziantep’ten Medeniyet ve Tarih Notları
Hamdi Bağcı

Hamdi Bağcı

Yazarın Tüm Yazıları >

Gaziantep’ten Medeniyet ve Tarih Notları

A+A-

Konya Yazarlar Birliğini “Yazacak Çok Şey Var” etkinlikleri çerçevesinde Gaziantep’e yaptığımız seyahatten sizlere notlar aktarmaya 3. Yazı ile devam ediyoruz.

Evet, Gaziantep’e akşam 22.30 sularında vardık, ormanın içinde, müthiş bir doğası olan şık bir otelde kaldık.

Gaziantep’e vardığımızda dikkatimizi ilk çeken daha Gaziantep’e girmeden Gaziantep Milli Eğitim Müdürü Celalettin Ekinci Beyin bizi karşılaması oldu.

Celalettin Bey üzerinde durulması, konuşulması, yazılması gereken bir isim, bir ara Konya Yazarlar Birliğimizin Başkanı Kadim Dostum Mehmet Ali Köseoğlu ile de konuşuyoruz, ikimizin düşüncesi de aynı, Celalettin Bey, risk alan, iş yapan, ekibine sahip çıkan bir insan... Bir sonraki yazımızda zaten bu konuya değineceğim için bu faslı geçiyorum.

Otelde gece çorbası içiyoruz, çaylarımızda geliyor, epey uzak bir yoldan geldik ama kimsenin yüzünde yorgunluk hissi yok. Zaten biz o gece, değerli dostlarım Selman Selim Akyüz ve Barış Şayir ile muhabbetin koyuluğunu bırakıp uykuya daldığımızda en az saat 3 olmuştu.

Sabah Namazına da uyandık ama yine yorgunluk hissi yaşamadım ve hatta Gaziantep’e giderken hastaydım, kanımdaki Ürik Asit Oranı oldukça fazla yükselmiş. Doktorum Mehmet Portakal Bey bana ona göre bir diyet programı verdi ve onu uyguladım. Tabi Gaziantep’i topallayarak gezdim.  

Ama hasta olduğum halde bir yorgunluk hissi yaşamadım, namazdan sonra birkaç saat daha uyuduk, sabah 8.15’te uyandık. Şükür yine yorgunluk emaresi yoktu.

Kahvaltıyı yapıyoruz, bakıyorum, yol refiklerimizin tamamında neşeli bir hal var. Gerçi değerli dostum Şair- Yazar Vural Kaya biraz rahatsızlanıyor ama şükür yanımızda sağlıkçımız var, benim de iğnelerimi vuran değerli kardeşim Barış Şayir gerekli operasyonu yapıyor ve Vural’la birlikte Gaziantep yollarındayız…

Şehre bakıyorum, canlı, insanlar nazik, evet kesinlikle nazik, ürik asit sorunsalı yüzünden biraz topallıyorum, araçlar ben geçinceye kadar bekliyor, Konya’daki acelecilik burada yok, kabalık da burada yok.

Zeugma Müzesine gidiyoruz, Ahmet Sorgun, Ahmet Köseoğlu,  Mustafa Erkuş ve Mustafa Dündar ağabeyler bizimle seyahat ediyor. Sonradan öğreniyorum, Ahmet Sorgun Ağabey AK Parti İl Başkanlığına bile haber vermemiş, anlaşılıyor ki hepimiz seyyahız…

Zeugma Müzesi gerçekten müthiş, etkileyici… Konya, hiçbir alanla ilgili, Çatalhöyük’te dâhil böyle bir müzeye sahip değil.

Sadece Zeugma Müzesini görmek için bile Gaziantep’e gidilir.

Müzenin Müdürü Yusuf Altın Beyde Konyalıymış. Sağ olsun bizlere kendisi rehberlik etti. Zeugma Müzesindeki her şey gerçek, Türkiye’de görmeniz gereken 10 müzeden birisi burası.  

Zeugma günümüzden 2300 yıl önce kurulmuş tarihi bir şehir. Türkler buraya ilk geldiklerinde şehrin görkemini görünce burayı Kuran’ı Kerim’de anlatılan Saba Melikesi Belkıs’ın şehri sanmışlar.  

Tabi Hz Süleyman’ın yaşadığı dönemle tarihi uyuşmuyor ama tarihte burada çok görkemli bir medeniyetin kurulduğu kesin.

Burası aslında tam bir Mezopotamya… Verimli topraklar, yıllarca süren iktidar mücadeleleri ile size tam bir tarih ve medeniyet sunuyor.  

Doğu ve Güneydoğu’yu Türk Filmlerinde ne kadar fakir gösterirlerdi, onu düşünüyorum, oysa bu topraklar fakir olamaz, bu toprakları tanımayan insanlar ancak buraları fakir zanneder.

Fırat ve Dicle bu topraklara yıllarca medeniyet vermiş, ekmek vermiş, zenginlik vermiş. Bu topraklar mümbit…  

Sütunlar ilk girişte dikkatimi çekiyor, mermer değil. Sonra Yusuf Altın Bey anlatıyor, bu topraklarda mermer çıkmıyormuş onun için bu şekilde beyaz taştan yapılmış. Nevşehir taşını da andırıyor.

Müzede en çok dikkatimi çeken konulardan birisi de şu oldu, Kültür ve Turizm Bakanlığımız gerçekten çok güzel bir iş çıkarmış, Birecik barajının bu tarihi şehri yok etmesine müsaade edilmemiş ve Zeugma Müzesine Zeugma Antik Kenti taşınmış. Birebir aynen taşınmış.  

Şimdi de bu barajın hemen yanında bir kazı alanı oluşturulmuş, hala arkeolojik kazılar devam ediyormuş.

Anlatamam, anlatsam da yeterli olmaz, tavsiye ediyorum, lütfen bir gün mutlaka yolunuzu Gaziantep’e düşürün ve Gaziantep’te de bu görkemli tarihin ibretlik öyküsünü dinleyin, bakın görün ve insanlığı anlamaya çalışın.

Sütunların arasında kaybolun, Çingen Kızın seramikten portesi size baksın, siz de otantik bir tarih yolculuğuna çıkın. Hayatın gelgitleri arasında nelerin yaşandığını bir de bu zaviyeden görün…

Medeniyetin ne kadar ilerleyebileceğine, bir şehri tamamen insanların mozaikten yapabileceklerine tanıklık edin. Mozaik havuzlarında şehri serinleten fıskiyelerin alegorik esintilerinde, görkemli bir tarihe tanıklık edin.

Sonra dünyanın boşluğuna gelin, hoşlukta ve boşlukta anlayın ki bu dünyada ancak ve ancak bir gerçeklik vardır oda ölümdür.

Ölümü düşünün ve Rabbimizi tanıdığınız için Rabbimize şükredin…

 

Hamiş: Gelecek hafta da yemekler ve Gaziantep’te park kültürünü yazacağım.

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar