Doç. Dr. Ömer Akdağ

Doç. Dr. Ömer Akdağ

Yazarın Tüm Yazıları >

Pontul

A+A-

Bir kaç gün önce rahmet-i rahmana kavuşan Muhammed Ali'ye rahmetler diliyoruz.

Bir gün müslüman olduğundan dolayı mahkemede hakim Muhammed Ali'den özür dilemesini istemiş.

Muhammed Ali Müslümanlığından özür dileyecekmiş.

Merhum Muhammed Ali kükremiş.

"Hakim bey niçin özür dileyecek mişim? Ben Müslümanım ve bunu haykırıyorum. Elinizden geleni yapın"..

Ve hâkim Muhammed Ali'yi hem tazminata hem de hapse mahkûm etti.

Ermeni meselesiyle alakalı 1915 vakasına dair yorumlar yapılıyor.

Yok arşivleri açalım mıymış, açmışız da gelmemişler de falan filan...

Yok tarihçilere bu meseleyi bırakalım mış vs.

Bu kadar safdirik olunmaz be...

Tarih dersinde “Şark meselesi” diye bir başlık var. Avrupa Türklerin Müslüman olmasını bir türlü hazmedemiyor.

Adamların maksadı üzüm yemek değil ki, Bağcıyı dövmek.

Türk milletinin Müslüman olduğunu hatırlaması bile problem olarak yetiyor heriflere...

Bu heriflere yetiyor da "bizimkilere" yetmiyor mu?

Bizde öyle "herif" naşirifler var ki, Ermeni’den daha "ermeni" Almandan daha dehşetli hitlerist....

Mesela bunlardan birisi tek partili dönemde (Edirne Saylavı Şeref Aykut) Fatih Sultan Mehmed’in Hristiyan olmak istediğini fakat İstanbul fatihi olduğundan dolayı gururun buna engel olduğunu söylemiş.

Gördünüz mü?

Uzağa gitmeye gerek yok.

Bu adam milletvekiliydi. Türk milleti bu adama maaş verdi o yokluk döneminde. Ayağına giyecek ayakkabısı yokken böyle musibetlere göğüs gerdi.

Türk köylüsü yamalıklı pantolonuyla şehir merkezine sokulmayınca kooperatif kurarak ortak pantolon aldılar.

Bu ortak pantolonu sırayla giyerek kaymakamlığa gelebildi “milletin efendisi olan” köylü..

Bunlar halk fırkasının “halkçılık” ilkesinin birer “ürünüydü”…

Dikkat ederseniz bu ve benzeri musibetler Milli şeflik döneminde hiç gündeme gelmemiştir ve gelmez.

Niye gelmez?

Zira peyksiniz de ondan.

TÜRK MİLLETİ KÖKLERİYLE BULUŞUYOR.

Not: Pantolona taşrada “pontul” derler.

"YILIN ANASI"...

Sevişirim evlenmem, hamile kalırım doğurmam" diyen kadın bir kısım Atatürkçüler tarafından yılın anası seçilmiş.  Şayet bu haber doğruysa, bu "ana" olağanüstü bir "anadır".... "Hamile kalıp" doğurmayan bir "anayı" Atatürkçülerin nasıl buldukları merak konusu....  "Sevişip de evlenmemeyi" tercih eden bir "ananın" niye Atatürkçüler tarafındtan tercih edildiği ayrı bir doktora konusudur.

Bizim inkılap tarihi akademisyenlere duyurulur.  Alın size bir yüksek lisans tez konusu.

Sevişmek ve evlenmemek özel bir tercih midir?

Yoksa konjonktürel bir tarz mıdır?

Yaz aylarında farklı kış aylarında farklı mıdır?

Hamile kalıp da "doğurmamak" hangi ilkenin bir gereğidir?

"Doğurmamak" kadınlığa bir itiraz mı yoksa erkekliğe "özenti mi?"

"Sayı artarsa değerimiz azalır, biz doğurmayalım. Değerli olalım" diye mi düşünmekteler Atatürkçülerimiz. Öyle ya, nedret kanunu diye bir kural var iktisatta. Sayıları az olmalı ki, "elit" kalsınlar değil mi? “Hamile kalıp doğurmamayı” başaran bir hatunu yılın anası seçen Atatürkçülerin, yılın babası olarak kimi seçeceklerini merak ediyorum.

Yoksa seçtiler de haberimiz mi yok?

Ahilik ve Medeniyet tasavvuru dersleriyle köklü bir üniversite olmak yolunda hızla ilerleyen KTO Karatay Üniversitesi istikbal vaadediyor.

Anadolu Türklüğünün Kadim Üniversitesi KTO Karatay Üniversitesinin yeni logosu hayırlı uğurlu olsun. Nice dirilişlere ve direnişlere...

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT