1. YAZARLAR

  2. Prof. Dr. Fatih Mehmet Öcal

  3. DUALİTE MAKASI AÇILACAK
Prof. Dr. Fatih Mehmet Öcal

Prof. Dr. Fatih Mehmet Öcal

Yazarın Tüm Yazıları >

DUALİTE MAKASI AÇILACAK

A+A-

Dünya kamuoyu olarak, FED’in 2019 yılının ilk toplantısında, bir önceki toplantıda aldığı kararların tam tersi açıklamalar yapmasına şahit olduk. Küresel askeri, siyasi, bilişim, iletişim, reel ve finansal ekonomi bağlamında en güçlü konumdaki ABD ve onun Merkez Bankasının (FED), çok değil yaklaşık iki ay arayla taban tabana zıt ve net ifadeler kullanarak farklı uygulamalara girişebileceğini belirtmesi, orta ve uzun dönemde ayak seslerinin daha fazla duyulduğu durgunluk riski üzerine, artı istikrarsızlık da eklendi. Üretim ve finansal sektörün tekeli konumundaki ABD’nin, dünya ekonomisi üzerindeki hakimiyeti ve kendi çıkarına olması şartıyla, gözünü kırpmadan tüm evrensel hukuk, gelenek ve teamülleri hiçe sayarak harekete geçmektedir, yakın tarihte bunun örnekleriyle doludur. Batının çıkartılan İran-Irak Savaşı ile silah stoklarını eritmesi, Irak’ın Kuveyt’i önce işgal etmesi için teşvik edip sonrasında saldırıyı bahane ederek Irak özelinde ama Orta Doğu’nun petrollerini ele geçirme arzusu, Avrupa’nın göbeğinde Srebrenitsa katliamına ve Mısır’daki Sisi (Abdulfettah el Sisi) darbesine seyirci kalması, Suriye’deki iç çekişmeyi kaşıyarak kaosun bölgeye yayılması pahasına, terör örgütlerini masum göstererek anlaşma yoluna gitmesi gibi siyaset ağırlıklı kararları düşünüldüğünde, global ölçekte kalıcı bir refah ortamı ancak kaf dağının ardındadır. ABD’nin başrolde olduğu batılı ülkelerin benzer yaklaşımları, ekonomi de aynen devam etmektedir. Kırk beş gün arayla arka arkaya yapılan iki FED toplantısında alınan siyah ve beyaz kadar farklı kararlar, bunun en büyük göstergesidir. Ekonomi, siyasi, askeri, sosyal ve kültürel adalet dengesinin bozuk olduğu bir dünya makinesinin çalışmasından, üstün verim alınamayacağı artık açıkça ortada iken, her ülke, her konuda ve her adımı, çok dikkatli atmak zorundadır. Aksi halde ülkelerin kıyasıya sürdürdüğü gelişmişlik yarışında geri kalacağı ve sorunlar fırtınasına yakalanıp savrulması kaçınılmazdır.

Uluslararası boyutta ekonomi alanında genel kabul görmüş kuruluşların, Trump’ın dış ticaret açığı verdiği başta Çin olmak üzere birkaç ülkeye karşı uygulamaya çalıştığı ancak haklı olarak bir çok sorunla karşılaştığı korumacı politikalar, Çin’in düşük işgücü ve enerji avantajını kullanarak sonsuza kadar dış alemle rekabet edebileceği halüsinasyonuna kapılarak, orta ve yüksek teknolojiye gereken önemi vermemesinden dolayı orta gelir tuzağına yakalanması ve kendisiyle özdeşleşen %10 kalkınma hızını yakalaması biryana en iyimser yaklaşımla %6.5’in bile altında kalma olasılığı tehlikesini yaşaması, yaklaşık yirmi yıldır BoJ tarafından ekonomiye milyarlarca yen enjekte edilmesine rağmen gelecek kaygısı nedeniyle halkın çoğunluğunun iddiharı tercih etmesine bağlı olarak piyasanın canlanamaması ve enflasyonun gelişmiş ülkeler için normal kabul edilen % 3’ün çok gerisinde hatta % 0 civarında kalması, Japonya benzeri durumun AB üyesi ülkelerin çoğu için de geçerli olması örneğin AB’nin lokomotifi pozisyonunda bulunan Almanya ekonomisiyle ilgili verilerin karmaşık sinyaller vermesi gibi faktörler bir araya gelince, küresel ekonominin ciddi sorunlar yaşadığı ve objektif iktisat politikaları yerine çıkarcı uygulamalar tercih edilmesi halinde ise, ülkeler arasındaki gelişmişlik farkının açılarak dual bir yapıya bürüneceği kuşkusuzdur.

İthalata bağımlı ihracat ve kalkınma modeli kıskacında kısır döngüye giren, yapılan yerel seçimlerde herkesin kendini galip ilan ettiği, dış güçlerin kendi çıkarları gereği stresi artırmaya yönelik müdahalelerinin devam ettiği, ABD’nin rahip Andrew Brunson örneğindeki gibi ilgili bakan tarafından NATO için tehdit unsuru olmayacağı ve sadece ülke güvenliği için kullanılacağı garantisini verdiği Rusya’dan satın alınan S-400 savunma sistemi anlaşmasını krize dönüştürme çabalarıyla mücadele etmek zorunda kalacak olan Türkiye’nin, küresel sorunlar üzerine bir de içte ekonomik, politik ve bölgesel sorunlarla yüzleşmesinden kaçamayacağı anlaşılmıştır. Bu salvolardan çıkabilmenin yolu, Türkiye ortak paydasında birleşmekten geçer. Yoksa istisnasız herkes, çöküntünün altında kalır.

   

Soru: Girişimci faktörünün fiyatı var mıdır? Neden?

Sözün Gözü: Doğrular eninde sonunda kazanır.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT