1. YAZARLAR

  2. Prof. Dr. Fatih Mehmet Öcal

  3. SWAP RALLİSİ VE BELİRSİZLİK  
Prof. Dr. Fatih Mehmet Öcal

Prof. Dr. Fatih Mehmet Öcal

Yazarın Tüm Yazıları >

SWAP RALLİSİ VE BELİRSİZLİK  

A+A-
Açıklanan ekonomi verilerinin, tüm ülkeler için genellikle olumsuz, karmaşık ve geleceğe yönelik istikrarsızlıklar içeren bir dönemden geçmekteyiz. Ortaya çıkan bu realitenin temel nedeni, özellikle 2019 yılından itibaren Trump’ın ve görünürde dünya ekonomi pastasının büyütülmesi ve adaletli paylaşılması için ortaya çıkarılan IMF, WB, OPEC, S&P, WTO, JP Morgan vb. uluslararası kurumların, batılı ülkeler ve ABD’nin çıkarlarına göre ekonomi ve siyasi arenada kendilerine daha fazla rol biçmeleri ve bu durum olağan hale getirilmesidir. Küresel ekonominin durgunluğa doğru hızla yol almasında esas endişelenecek unsurlar ABD, AB ve Çin ekonomilerinde görülen yavaşlama sinyalleri ile, finansal enstrümanlarla yapılan işlemlerin ağırlığının artması olarak sıralanabilir. Özellikle Türkiye gibi gelişmekte olan ve cari dengesi açık veren ülkeler için genel anlamda olumlu sayılabilecek bir gelişme ise, FED’in ABD ekonomisi verilerinin beklentilerin altında gelmesine bağlı olarak, 2018 sonunda en az iki defa artırıma gidilebileceğini açıkladığı faiz politikasından, ABD ekonomisinin orta vadede resesyona girebileceği endişesiyle vazgeçeceğine yönelik açıklamalarıdır.
Orta vadede küresel ekonominin içindeki bulunduğu ve geçireceği süreç, resesyona girip girmeyeceğine yönelik gelişmeler etrafında döneceğidir. Resesyon kara bulutlarının tüm ülkeler üzerinden kalkmasının ilk şartı, batılı ülkelerin kendi çıkarlarına göre dünyayı dizayn etme sevdalarını terk etmeleridir. Ancak son yarım yüzyıldır takip edilen politikalara bakıldığında, ne yazık ki iyimserliğe kapılmak için fazla nedenler bulunmamaktadır. Bu durumda yapılması gereken, her ülkenin ekonomi, siyasi, sosyal ve kültürel alanlarda olabildiğince güçlü konuma gelmeleridir. Ekonomi ve siyasi dengeleri bıçak sırtı ancak sağlayabilen veya koşulları gittikçe kötüleşen, yani kendi iç dinamikleriyle ekonomilerini sağlam temeller üzerine oturtamayan ülkelerin, global ekonominin fırsatlarından yararlanarak, daha iyi koşullara gelebilme olanakları çok kısıtlıdır. Çünkü hayatının her salisesinde akıllı, verimli davranarak toplam faydasını maksimuma çıkarmak için çabalayan “ekonomik insan” anlamındaki homoeconomicus ilkesinden, her ülkenin her şeyden önce kendi çıkarını ilk sıraya koyduğu “ekonomik ülke” anlamına gelebilecek şekilde uyarladığım “patriameconomicus” kavramının acımasızca uygulandığı dönemler içindeyiz. Bu görüşten Türkiye’de fazlasıyla nasibini almaktadır. Suriye yönetiminin ülkenin tamamında kontrolü sağlayamadığı için, güney sınırlarımızın kontrolünü güven altına almak amacıyla sürdürülen operasyonlarda bile, batılıların petrolün kontrolünü ele geçirmek ve bölgede savaş ortamını derinleştirmek için terör örgütleri açıkça desteklenmektedir. Tıpkı batılı ülkelerin lehine olması şartıyla Mısır’daki askeri müdahaleye sessiz kalınması, Venezüella’daki siyasi gelişmelere yasal olmadığı halde müdahil olunması, arzının azaltılması veya artırılması yönünde yapılan müdahalelerle petrol fiyatlarının istedikleri düzeyde oluşmasını sağlamaya çalıştıkları gibi.
Yerel seçimlere girdiğimiz hafta öncesinde ülkemizin ekonomi dengesini bozup seçim sonrası spekülasyonlara açık pozisyona getirmek amacıyla TL-Dolar kapışmasının hortlatılması, yukarıda anlatmaya çalıştığım batılı ülkelerinin anlayışları göz önüne alındığında beklenen bir gelişmedir. Nitekim JP Morgan’ın başını çektiği ve Citibank, Deutsche, Credit Suisse gibi arkasından geldiği önemli bankaların spekülatif amaçlarla, BİST ve Devlet İç Borçlanma Senet varlıklarını satarak döviz almaya başlamaları (swap; döviz-takas), ralliyi başlattı. Reel ve finansal açılardan Türkiye ekonomisinin içinde bulunduğu koşullarla pek bağdaşmayan ve beklenilmeyen gelişme karşısında TCMB tarafından yapılan gerekli müdahalelerde kurların yükselmesi şimdilik önlense de, BDDK ve SPK’nın JP Morgan’a haksız kazanç ortaya çıkmasına yol açtığı şüphesiyle soruşturma başlatması, ayrı bir gündem maddesi olarak ortada durmakta, seçimin hemen sonrası piyasalara nasıl yansıyacağı merakla beklenmektedir. Enflasyon ve işsizlik sorununu çözememesi, üstelik cari dengenin de açık vermesinden dolayı, hasarı minimize etmek düşüncesiyle ülkemiz açısından doğru olsa da yapılan müdahale, uluslararası finans piyasasında büyük ölçüde olumsuz karşılandı. Seçim sonrası borç bulmak için küresel finans piyasasına çıkıldığında, yüksek faiz oranlarından borç bulabilmek zorunda kalacak olmamız, düşünülen en kötü senaryodur. Yerel seçim sonuçlarının kamuoyunun genelinde istikrar havası estiren bir anlam ifade etmesi ve dört buçuk yıl gibi uzun süre ülkemizin seçim atmosferinden uzak kalacak olması, ötelenen orta ve uzun vadeli yapısal reformların hayata geçirilmesi için hem önemli fırsattır hem de olası krizlere (reel, finansal) karşı, üretim ekonomisinin güçlendirilmesini sağlayacaktır. Tabi ki söz konusu fırsatı, popülist düşüncelerle yok etmezsek…
   
Soru: Doğal İşsizlik Oranı NAIRU’ya eşit midir? Neden?
Sözün Gözü: Yapısal sorunlar ancak yapısal reformlarla çözülür.   
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT