JE NE SUİS PAS CHARLİE

İslamofobia yani İslam korkusu, batılı siyasilerin, bile - isteğe ürettiği bir toplum mühendisliği projesidir. Bu projeden beklenen esas netice İslam’ın batıda yayılmasını önlemek. Asıl İslam korkusu İslam’ın batıdaki önlenemeyen yayılışı dolayısıyla dünya sisteminin sahiplerinin içinde ve bunun tek sebebi mevcut sömürge düzeninin kendilerine sağladığı avantajlı konumu yitirmek istememeleri. Tarih tekerrür etmeye devam ediyor. İslam’ın çağrısı karşısında Mekke sisteminin sahiplerini kaygılandıran ne ise 21. Yüzyılda dünya sisteminin sahiplerinin kaygısı da o. Mekke aristokrasisinin Hz. Peygamber etrafında örmeye çalıştığı öcü halesi ( büyücü, kâhin, bölücü vs.) neyse islamofobia da o. İslami terör; islamofobia algısını beslemek için bizzat batı tarafından üretilmekte olan bir olgudur. İslam’ın aydınlığını, adalet, özgürlük, eşitlik ve kardeşlik çağrısını perdeleme çabasıdır. Bütün elverişli vasıtaları ile yapıyorlar bunu. Kâğıtları, kalemleri, elleri, dilleri ve silahlarıyla. Biz iyiliği emretmek ve kötülüğü nehyetmek için bütün vasıtaları kullanmakla emrolunduk ve tarih Müslümanların böyle yaptığına şahittir. Onlarsa kötülüğü yaymak (hakim kılmak ve korumak), iyiliği perdelemek ve boğmak için sarf ediyorlar bütün sermayelerini. Büyük ve kirli bir oyun oynuyorlar.           

            Charlie Hebdo çalışanları bu oyunun aptal kurbanları. Egemenlerin kirli emelleri doğrultusunda kullandıkları kullanışlı aptallar. Karikatürler yayınlandığında en yetkili ağızlar tarafından uluslararası düzeyde uyarılmışlar ancak; İslam Peygamberine hakareti, düşünce özgürlüğü olarak savunmuşlardı. Şimdi; küresel kapitalizmin egemenleri, olan biteni düşünce özgürlüğüne saldırı naralarıyla perdeliyor. Saldırıyı islamofobia endüstrisinin bir ürünü olarak pazarlamaya çalışıyorlar. Biz; bin dört yüz yıldır başkalarının kutsalına hakaret etmenin özgürlük olmadığını biliyoruz. Başkalarının kutsalına sövme hususunda 1400 yıl önce Allah tarafından uyarılmış bir milletiz. Bin dört yüz yıldır bu uyarıya sadık kaldık; kimsenin kutsalına sövmedik ve herkesin kendi değerleriyle yaşama hakkına saygı duyduk. Ama bunun karşılığında kutsalımıza hakaret edilmemesini, uygar! Dünyadan beklemeye hakkımız olduğu gibi, bunun düşünce özgürlüğü olduğunda ısrar edilirse tükürürüm böyle özgürlüğe deme hakkımızda var. Biz resmini bile çizmiyoruz, karikatürünü çizeni bizde çizeriz.

             Kişisel olarak kendimi her zaman zulmün karşısında konumlandırmaya çalıştım. Ben Kürdüm, Ermeni’yim, Filistinliyim, Arab’ım dedim. Bunun iki istisnası var; ilki 11 Eylülde ikiz kulelerin yerle bir olduğunu gördüğümde, ikincisi Charlie Hebdo saldırısını duyduğumda. 11 Eylülde paradoksal bir duygu durumu kaplamıştı içimi; Bir yanım sivilleri hedef almanın İslam’a uymadığını söylüyor, diğer yanım; hep biz mi acı çekeceğiz birazda onlar çeksin diyordu. İkincisinde suçla ceza arasında belki bir dengesizlik vardı ama Charlie Hebdo masum değildi. Çünkü Tanrıyı kıyamete zorlarken sonucunu düşünmeleri gerekirdi. Çünkü rüzgâr ekenler fırtına biçerler. Dört yüz yıldır ektikleri fırtına tohumları nedeniyle zaten sabıkalı olan, ve bu tohumların semeresini görmek için ülkelerindeki Afrikalı gençlerin gözlerinin içine bakmaları yeterli olan beyaz Fransızlar, bu acı hatıraları silmek için çabalamak yerine yeni nefret tohumları ekecek kadar cüretkar ve aptalsa; ben Charlie değilim. Gelinen noktada Charlie hebdo, özür dileyeceği yerde, yine bir Muhammed karikatürüyle çıkıyorsa, ben Charlie değilim. Son sayının Türkçesi, Cumhuriyet Gazetesi tarafından dağıtıldıysa yani  Türk derin devletinin piyonu, emperyal derin devletin piyonuyla el ele vermişse ben Charlie değilim.

             Küreselleşme yıllardır görünen yüzüyle bir büyük emperyalist akıntının batıdan doğuya doğru, önüne çıkan her şeyi yıkarak gelişiyse, diğer yüzüyle doğudan batıya doğru sakin ve güçlü bir dip akıntısı. İki denizin buluştuğu noktadayız. Batının acı ve tuzlu suyu doğunun yüreğini yakarken, doğunun tatlı suyu batı insanının susuzluğunu gideriyor. Dünya hızla müslümanlaşıyor ve küresel egemenler dünyayı kaybetmemek için çırpınırken ortalığı yakıp yıkıyorlar. Tek gerçek bu,  gerisi lafı güzaf. İslami terör görüntüsü sanal bir görüntü ve ayartıcı bir şeytan olarak kullanılıyor. Ne yapsalar boş,  İslam dokunduğu her yüreği fethedecek ve 21. Yüzyıl İslam’ın asrı olacak. Batının bu kanlı ve kirli oyunları İslam’ın yükselişini engelleyemeyecek; Güneş balçıkla sıvanmaz; Güneş yani aydınlık, nur, hakikat. Balçık yani, pislik, bataklık, karanlık, yalan.

Önceki ve Sonraki Yazılar